KALEM Farkıyla...

Ağlamak

Ağlamak

Muse grubunun bir şarkısının sevdiğim bir video klibi var. Klipte herkes en sükseli, en mutlu halinde birden ağlamaya başlıyor. Kimi, çocuk yaşta dondurmasını iştahla yerken, kimi tıraş olurken, kimi son model arabasını yıkarken… Nelere ağladığımı, en son ne zaman ağladığımı, hatta ağlamanın ne olduğunu düşündüm geçenlerde. Hani ünlü bir maç spikerimiz vardır, İlker Yasin, “ağlamak istiyorum sayın seyirciler” derdi milli maçlarda heyecanlandığı anlarda. Son zamanlarda o ünlü sloganını ticarete dökmek istemiş olmalı ki, o ünlü sevinç nidası bir reklamda kullanıldı. Reklamda da kendisi oynuyor üstelik. Şimdi ondan bahsetmeyeyim de reklamın reklamı olmasın. “Ağlamak güzeldir” diye şarkısı var Sezen Aksu’nun. Çoğunuz bilirsiniz. Şarkısında, ağlamanın utanılacak bir şey olmadığını da ekler.
İki yıl önce yeğenimiz doğmuştu. Henüz birkaç günlük iken minik “bakla kadar” ellerine dokunduğumda, o minik ama büyük mucizeye bakarken ağlamıştım en son. Her şeyi yerli yerinde ve minicik, su kadar saf o taze başlangıç, aklımdan neler geçmesine sebep olmuştu da, birden kendimi tutamayıp ağlayıvermiştim. Sonra da kayınvalidemden ve nişanlımdan utandığımdan hızla lavaboya seğirtip elimi yüzümü yıkamaya gitmiştim. Erkeklik sonuçta. Yiğitliğe leke sürdürecek herhangi hafif bir tavra mahal veremezdim. Sonradan anladım. Sandığım gibi hafif ve yiğitliğe leke sürdürecek bir şey olmadığını. Hem de hiç mi hiç utanılacak bir şey olmadığını… Bu manada Nilüfer’in şarkısında dediğine de katılmıyorum. Erkekler ağlar. Belki de onların ağlamaları bir başka vakur ve anlamlı olur kanımca. Bunu da sonradan düşündüm ve öğrendim. Turgut Uyar’ın şiirindeki gibi. “Ben her şeyi sonradan öğrendim, herkes her şeyi sonradan öğrenirmiş, bunu da sonradan öğrendim.”
Bu konu nereden mi aklıma geldi? Bütün bunları neden mi yazdım? Anlatayım.
Geçtiğimiz günlerde bir röportaj seyrettim. Fransız bir ressamın atölyesinde söyleşi yapılıyor; aynı anda sanatçının üretim anı seyirciyle paylaşılıyordu. Sanatçı da belli ki sanat anlayışını, üretim sürecini, sanatının çıkış noktasını anlatıyordu. Dilini anlamadığım halde tutuk, titrek ses tonundan, mimiklerinden dramatik bir durum olduğunu hemen anladım. Her yerimi hüzün kapladı. Ağlamak istedim. Resimlerin içeriği, psikolojik durumu da bunu etkiliyordu. Gözlerim dolar gibi oldu. Melankolik bir hal içine girdim. İşin garibi, sanatçı da ağlamaklı gibiydi. Hatta konuşmasının sonunda gözlerini sildi. Evrensel olan şeyler tercümeye mahal bırakmıyor. Ağlamak da evrensel. Ağlamanın da herhangi bir ulusa göre özel bir dili yok. Ağladığınızda sizi herkes anlar.
Umarım göz yaşlarınız her zaman coşkudan ve mutluluktan olur. Hoşçakalın.

Düşünceleriniz...

Ahmet Sayar

Ahmet Sayar

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST