Ufuk Cankaya yazdı… Muhafızlar

KALEM Farkıyla...

Ufuk Cankaya yazdı… Muhafızlar

Ufuk Cankaya yazdı… Muhafızlar

Sultanahmet mezunuyum ben. Seksenli yıllarda mezun oldum liseden. Sultanahmet Endüstri Meslek Lisesi Ağaç işleri Bölümü. Yani diplomalı marangozum. Ancak bu yazıda ki konu ne ben, ne lise ne de eğitim. Konumuz binalar ve gizemleri.
Okulumuzun ana binası 1041 yılında inşa edilmiş. Evet evet, doğru okudunuz, 1041. Henüz Malazgirt savaşı yaşanmamışken, akıl hastanesi olarak inşa edilmiş Bizans İmparatorları’ndan Filozof Leon’un oğlu Konstantin tarafından. 1054 yılında ise pehlivan lakabı ile anılan imparator Monomak burayı demir işçiliğinin yapıldığı bir sanat evi haline çevirmiş. Fatih Sultan Mehmet ise 1453’de İstanbul’u alınca Vezir Gedik Ahmet Paşa binayı kılıç üretim atölyesi olarak yeniden düzenlemiş ve bundan sonra halk arasında ismi hep “Kılıçhane” olarak anıla gelmiş. Sonrasında Osmanlı Padişahlarından I.Ahmet zamanında Kılıçhane binası bir tekstil atölyesi olarak kullanılmış ve Yeniçerilerin kıyafetleri burada dikilmeye başlamış. Padişah III.Ahmet zamanında da aynı binada büyük bir hastane yapılmış. Tasarımını Sultanahmet Camii’nin ünlü mimarı Sedefkar Mehmet Ağa’nın yaptığı bina yapılan tek hastane olması bakımından büyük bir önem taşır. Hastane klasik Türk Mimarisi’nin tüm özelliklerini yansıtmakta. Okulun ön bahçesindeki havuza monte edilen mermer fıskiye çanakları ile girişteki mermer sütun ve revaklar hastaneden kalan görüntüler. O havuza japon balıkları bırakmıştık sınıfça ve üç yıl boyunca da besleyip büyümelerine şahit olmuştuk. Neyse biz konumuza dönelim. Sonrasında, III. Selim zamanında bina yeniden kılıçhane olarak kullanılmış olup 1868’de Mithat Paşa tarafından “İslah-i Sanayi Mektebi” olarak düzenlenmiş.
Yirmi iki yıl sonra inşasının üzerinden tam bin yıl geçmiş olacak. Ne tuhaf değil mi? Hani İstanbul’da ve hatta tüm yurtta bir furya var, yık binayı yap yeni binayı furyası. Adını da bulduk; “KENTSEL DÖNÜŞÜM”. Yesinler dönüşmenizi, rant uğruna neler yaptık güzelim yurdumuza. Hepimiz suçluyuz. Etrafınıza bir bakın, buram buram tarih kokan yapılara bir bakın. Saraylar, kiliseler, camiler… Sonra da bir düşünün, kaç deprem gördüler, kaç kez işgal edildiler. Ne zaman yıkılıp da tekrar yapıldılar sizce? Elbette cevap tek; hiçbir zaman. İlk gün ki gibi sağlamlar ve şimdi bizlerin yaptığı o sevimsiz yapılara hiç benzemiyorlar. Estetik akıyor her köşelerinden. Sıcaklık çarpıyor o eski yapılara her baktığınızda yüzünüze. Zamana karşı koydular, insana göğüs gerdiler, tarihe tanıklık ettiler ama yıkılmadılar. Çünkü yalnız değiller. Geomansi kullanıldı inşalarında. Yapıldıkları yerler özel seçilmişti. Emanetler ile taçlandırılmış, işaretler ile muhafızlarına teslim edilmişlerdi ve her daim korundular, korunmaktalar.
Bizler inkar ediyoruz diye var olan yok olmayacak. Hep olacaklar, hep koruyacaklar ve geleceğe taşıyacaklar. Otuz yıllık binaları ömrünü tamamladığı gerekçesi ile yıkıp yeniden inşa eden biz bugünün insanları hiç bakmamaktayız geçmişe. Toprak altından fışkıran tarihe gözümüz kapalı yaklaşmaktayız. Göbeklitepe, Truva, Parion, Neandra…
Artık gözümüzü açıp batılı dediğimiz bizi sömürenlerin gördüklerini bizler de görmeliyiz. Masonların armasına bakın ve dediğimi anlayın. Pergel ve gönye. İlk Masonlar kimlerdi dersiniz, duvarcı ustaları. Daha önce birkaç kez makale konusu ettim geomansiyi, hatırlayanlarınız vardır elbet. Sır burada işte, dünyayı yönetmenin sırrı inşa içinde gizli. Biz Türkler her daim bu sırra sahiptik aslında. Bakınız eski Türk Tamgaları’na, ne gizlerle karşılaşacaksınız. Ancak bir örnek vereyim; masonların sembolü ile Türklerin “eb” tamgasını yan yana koyun bakalım, ne göreceksiniz. Hadi bir örnek daha olsun; Davud Yıldızı ile yine bizim bu kez de “ed” tamgasını yan yana koyun bakalım. yetmez bir daha; hani şu Nazilerin swastikası var daha bilinir adıyla gamalı haç. Hah işte onun yanına bizim “oz” tamgasını koyduğunuzda neler hissedeceksiniz merak ediyorum.
Tapınakçıların oyununu bozmanın yolu “FARKINDA” olmaktır. Makus talihler ancak fark yaratarak efsaneleşebilirler. Unutmayın; bu yılı “FARKINDALIK YILI” ilan ettim. Hazırlayın kendinizi ve inanın içinizde ki güce, “FARKINA” vardığınızda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Düşünceleriniz...

Ufuk Cankaya

Ufuk Cankaya

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST