Her şey sıradan bir günde, sıradan bir sokakta, bir cep telefonunun kayda girmesiyle başladı. O an çekilen görüntüler, bir vatandaşın hayatını karartan merminin değil, sekiz yıl sürecek bir hukuk savaşının fitilini ateşledi.
Sokaktaki Kaos ve O Meşum An
23 Haziran 2017 günü Konya'nın Haznedar Sokağı her zamanki hareketliliğini yaşıyordu. Ancak o gün, havada asılı duran bir gerginlik vardı. Polis ekipleri, içinde tüfek olduğu ihbar edilen bir aracı Konya Lisesi'nin hemen arkasında durdurmuştu.
Araçtan inen şüpheliler A.Ö. ve M.C.A. polise direniyor, sokak bağırışlarla yankılanıyordu. Tam o sırada kardeşi M.K. ile yoldan geçen Ö.K., olup biteni anlamak ve belki de bir vatandaşlık görevi olarak belgelemek için telefonunu çıkardı ve kayda başladı.
Ö.K. sadece oradaydı.
Sadece bakıyordu.
Sadece kaydediyordu.
Ancak polis memuru E.A. ile şüpheliler arasındaki itiş kakış sırasında bir el silah patladı. O tek kurşun suçluları değil, sokağın ortasında sessizce duran Ö.K.’nin omzuna isabet etti. Bir anda her şey karardı. Ö.K. sağ koltuk altından giren mermiyle yere yığıldığında, aslında sadece vücudundan değil, adalet olan inancından da vurulmuştu.
Hastaneden Mahkemeye: Mağdurun Sanığa Dönüştüğü Anlar
Ameliyatlar, kemik kırıkları ve bitmek bilmeyen fizik tedavi süreçleri. Ö.K. hayata tutundu ama gerçek acıyı mahkeme salonlarında yaşadı. Yerel mahkeme, polis memuru E.A. hakkında beraat kararı verirken öyle bir gerekçe sundu ki, hukuk tarihine kara bir leke olarak geçti.
Mahkemeye göre Ö.K., "nizalı bir olayda polisin uyarısına rağmen çekim yapmaya devam ederek olay yerine yaklaşmış" ve bu yüzden başına gelenlerden kendisi sorumlu tutulmuştu. Yani devletin koruması gereken vatandaş, sadece "orada olduğu için" suçlu ilan edilmişti.
Bu ne anlama geliyor?
Bu, "Sokakta bir olay görürseniz arkanızı dönün ve kaçın, aksi halde başınıza bir şey gelirse devlet sizi korumaz" mesajıydı. Ö.K. bu haksızlığı kabul etmedi. Yaralı omzuyla adalet arayışını en üst merciye taşıdı.
Sekiz Yıllık Bekleyişin Ardındaki Karar
Aradan geçen koca sekiz yıl sonra beklenen haber 30 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’den geldi. Anayasa Mahkemesi, Türkiye'deki tüm vatandaşları ilgilendiren o tarihi tespiti yaptı: Bir insanın sadece olay yerinde bulunması veya çekim yapması, onun yaşam hakkının tehlikeye atılmasını asla haklı çıkarmaz. AYM, "Yaşam hakkının usul boyutu ihlal edilmiştir" diyerek yerel mahkemenin kararını çöpe attı.
Peki, şimdi ne olacak?
Yüksek Mahkeme, Ö.K.’ye 225 bin TL manevi tazminat ödenmesine ve polis memuru E.A.’nın yeniden yargılanmasına karar verdi. Bu karar, kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkisinin sınırsız olmadığını ve vatandaşın "izleme" hakkının bir suç teşkil etmediğini tescilledi.
Adalet bazen çok yavaş yürüyor, bazen de bir sokağın köşesinde sekiz yıl boyunca asılı kalıyor. Ö.K. için şimdi yeni bir süreç başlıyor. O gün Haznedar Sokağı'nda yarım kalan o kayıt, bugün Türkiye'deki her bir sivilin yaşam hakkı güvencesine dönüştü. Unutmayın; adalet, bir gün herkese lazım olan o sessiz nöbetçidir.
Bu karar, "devletin gücü karşısında bireyin savunmasızlığı" algısını yıkan ve sivil denetimin (cep telefonu kaydı) önemini vurgulayan bir emsaldir. Cep telefonuyla bir olayı kaydetmek suç değildir.
Yorumlar
Kalan Karakter: