Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 2025 yılında kenti küle çeviren dev orman yangınlarına dair hazırladıkları çarpıcı raporu Türkan Saylan Sosyal Tesisleri önünde kamuoyuna duyurdu. "Öngörülebilir felaketleri yaşıyoruz" diyerek yetkililere seslenen platform üyeleri, yaşanan yıkımın bir kader değil, yönetim tercihi olduğunun altını çizdi. Platform tarafından hazırlanan rapor, Çanakkale’nin geleceği için adeta bir acil eylem planı niteliği taşıyor.

Çanakkale’de 2023 ve 2024 yıllarının ardından 2025 yılında yaşanan ve yerleşim yerlerine kadar sıçrayarak hayatı durma noktasına getiren büyük yangın felaketleri, sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirdi. Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri bünyesinde oluşturulan "Orman Yangınları İzleme Komisyonu", aylar süren saha çalışmalarının ve uzman incelemelerinin ardından hazırladığı kapsamlı raporu bugün 1 Nisan’da açıkladı. Platform adına açıklamayı Pınar Bilir okurken, açıklamanın yapıldığı yer olarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Çanakkale Bölge Müdürlüğü’nün de bulunduğu Türkan Saylan Sosyal Tesisleri arkasının seçilmesi dikkat çekti.

Raporda yer alan en çarpıcı tespit, 2025 yangınlarının birer "sürpriz" olmadığı yönünde. Bilim insanlarının kuraklık, düşük nem ve şiddetli rüzgar verileri üzerinden aylar öncesinden yaptığı uyarıların yerel ve mülki idareler tarafından yeterince dikkate alınmadığı belirtiliyor. Özellikle yangınların çıktığı ilk anlarda müdahale ekiplerinin rüzgar koridorlarını ve topografyayı hesaplamada hatalar yaptığı, bunun da yangının kontrolsüzce büyümesine neden olduğu ifade ediliyor. Komisyon, kurumlar arası koordinasyonun kağıt üzerinde kaldığını, sahada ise bir "yetki kargaşası" yaşandığını raporuna ekledi.

Komisyonun çalışmaları kapsamında Çanakkale merkez köyleri, Güzelyalı, Bayramiç Saçaklı, Ahmetçeli, Zeytinli ile Gelibolu’daki Kumköy, Sivriköy, Ilgardere ve Pazarlı köylerinde detaylı incelemeler yapıldı. Belediye başkanları, muhtarlar ve yangından doğrudan etkilenen köylülerle yapılan görüşmeler, sahadaki acı tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Raporda, yerel yönetimlerin yangın anında kısıtlı imkanlarla baş başa bırakıldığı, merkezi idarenin planlama ve hazırlık aşamasında yetersiz kaldığı tespiti paylaşıldı. Özellikle ormanlık alanlara bitişik eko-turizm projeleri ve kontrolsüz imar izinlerinin yangın riskini tetiklediği belirtildi.
Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri tarafından hazırlanan raporun teknik detayları, kentte yaşanan orman yangınlarının sadece birer doğa olayı olmadığını, insan etkisi ve yönetimsel boşlukların felaketi büyüttüğünü ortaya koydu. Raporda, yangınların çıkış nedenlerinden kurumsal müdahale kapasitesine kadar birçok kritik noktada ezber bozan saptamalar yer alıyor.

Yangınların %88’inde İnsan Parmağı Var!
Raporda paylaşılan istatistiklere göre, 1997-2024 yılları arasındaki orman yangınlarının %46,6’sı ihmal ve dikkatsizlik, %32,9’u nedeni bilinmeyen ve %8,5’i kasıtlı eylemler sonucu meydana geldi. Bu veriler, yangınların yaklaşık %88’inin doğrudan veya dolaylı olarak insan etkisiyle başladığını kanıtlıyor. Ancak rapor, yangının başlaması insan kaynaklı olsa da, kontrol altına alınamaması ve devasa alanların kül olmasının temel nedenini meteorolojik koşullara ve iklim krizine bağlıyor.

Bilim "Geliyorum" Dedi: 2025 Yazı Bir Meteorolojik Afetti
Prof. Dr. Murat Türkeş’in 2025 yazı öncesinde yaptığı uyarıların hatırlatıldığı raporda, Türkiye’nin şiddetli ve aşırı kurak bir döneme girdiği vurgulandı. Temmuz ve Ağustos aylarında orman, çalı ve meraların aşırı kurumasıyla yanıcı madde yükünün zirveye çıktığı; kuvvetli poyraz ve fönlü havaların en küçük bir kıvılcımı bile önlenemez bir felakete dönüştürdüğü belirtildi. Rapora göre, yangınlar artık sadece birer "orman yangını" değil, iklim krizinin bir parçası olan "meteorolojik afetler" olarak değerlendirilmeli.

"Maden Sahası" İddialarına Yanıt
Kamuoyunda sıkça tartışılan "yangınların maden sahası açmak veya yapılaşma için çıkarıldığı" yönündeki iddialar da komisyonun radarındaydı. Saha çalışmaları sonucunda, yangınların bu amaçlarla çıkarıldığına dair somut bir bulguya rastlanmadığı ifade edildi. Sorunun asıl kaynağının, yangın çıktıktan sonraki meteorolojik koşullar ve müdahale planlarındaki eksiklikler olduğu saptandı.
Kurumsal Boşluk ve Müdahale Kapasitesi Sınıfta Kaldı
Raporun en sert eleştirilerinden biri de kurumsal yapıya yönelik oldu. Belediye itfaiyelerinin meskun alanlara, Orman Genel Müdürlüğü’nün ise sadece ormanlara odaklandığı, ancak tarım alanlarını, meraları ve yerleşim yerlerini bir bütün olarak ele alan bir "kırsal alan yangın müdahale sistemi"nin bulunmadığı tespit edildi. AFAD’ın hazırlıklarının yetersiz kaldığı ve yetki dağınıklığının hızlı müdahaleyi zorlaştırdığı vurgulandı.

Hava Araçları Mucize Değil, Destek Gücü
Yüksek maliyetli hava araçlarının kullanımı konusunda da şeffaflık çağrısı yapıldı. Hava araçlarının yangını tek başına söndüren bir unsur olmaktan ziyade, kara ekiplerini destekleyici bir işlev gördüğünün kamuoyuna daha açık anlatılması gerektiği belirtildi. Ayrıca, yangın anındaki "köy boşaltma" uygulamalarının bazı durumlarda zararı daha da artırdığı, bunun yerine yerel halkın gönüllü ekiplerle ve temel ekipmanlarla desteklenerek ilk müdahale kapasitesinin artırılması gerektiği önerildi.
İnsan Baskısı Ormanı Kuşattı: Son 5 Yılda Risk Tavan Yaptı
Son yıllarda orman içi ve kenarındaki yapılaşmanın korkutucu boyutlara ulaştığına dikkat çekilen raporda; organize sanayi bölgeleri, madencilik faaliyetleri ve kaçak konutların orman ekosistemini parçaladığı belirtildi. Büyükşehir yasasından sonra mahalleye dönüşen köylerin ormana doğru genişlemesiyle birlikte insan etkisinin son 5 yılda daha önce görülmemiş bir düzeye çıktığı ifade edildi. ÇED süreçlerinde yangın riski ve su kullanımı değerlendirmelerinin ise tamamen yetersiz kaldığı uyarısı yapıldı.
Yorumlar
Kalan Karakter: