Bazı insanlar hayatı yaşar.
Bazılarıysa hayatın kendisini yeniden yazar.
Dr. Nuray Çalışkan’ın hikâyesi tam olarak burada başlıyor.
Bir poliklinik odasında, floresan ışıklarının altında, aynı duvarlara bakan yüzlerce insanın arasında…
Herkesin “başardın artık” dediği bir noktada.
Oysa o günlerde göçmen kızının içinde kimsenin duymadığı başka bir ses vardı.
Sessiz ama inatçı bir ses…
“Bu hayat benim son durağım olamaz.”
Dışarıdan bakıldığında onun hayatı kusursuz görünüyordu.
20 yıllık aile hekimliği kariyeri..
Binlerce hasta..
Düzenli bir yaşam.
Toplumun saygı duyduğu bir meslek.
“Yılın Doktoru” unvanı.
Bütün bunların yanında bisiklet, motosiklet tutkusu.
Yazarlık..
Ama insan bazen en büyük boşluğu, herkesin alkışladığı yerde hissediyor.
Ve bir gün, Dr. Nuray Çalışkan o boşluğun içine bakıp korkmadı.
Atladı.

“Ben bir göçmen kızıyım”
Onu bugün binlerce kişi YouTube ve Instagram’da “Gocmenkizifirarda” adıyla tanıyor.
Ama o kendini süslü cümlelerle anlatmıyor.
Sadece şöyle diyor:
“Ben bir göçmen kızıyım.”
Belki de bütün hikâyeyi bu cümle anlatıyor.
Çünkü o, sadece ülkeler arasında yolculuk yapan biri değil.
Bir hayattan başka bir hayata göç eden bir kadın.
Bir gün beyaz önlüğünü çıkardı.
Stetoskopunu attı.
Masanın üzerindeki reçeteleri geride bıraktı.
Ve ardından modern dünyanın insanlara başarı diye sunduğu her şeyi tek tek hayatından çıkarmaya başladı.
Arabasını sattı.
Çok sevdiği, “Fereya” adını verdiği yol arkadaşı motosikletlerini sattı.
Evindeki eşyaları ayırdı, mobilyalarını sattı.
Yıllarca biriktirdiği hayatını koli koli dağıttı.
Çünkü onun ihtiyacı olan şey daha büyük bir ev değil, daha büyük bir gökyüzüydü.
Kendisine yeni bir yuva yaptı:
Bir karavan.
Küçücük bir alan…
Ama içinde devasa bir özgürlük vardı.
Karadeniz’den Yunanistan’a: Ruhu zaten yoldaydı
Aslında Nuray Hanım’ın içinde o göç çok önceden başlamıştı.
O hiçbir zaman yalnızca “düzenli hayat yaşayan bir doktor” olmadı.
Bir gün bisikletine atlayıp Karadeniz yollarına vurdu kendini.
Yağmurun altında sürdü.
Rüzgârla kavga etti.
Virajlarda korktu ama geri dönmedi.
Sonra motosikletiyle Yunanistan’a geçti.
Bir sınır kapısından geçerken insanın içindeki sınırların da yıkıldığını gördü.
Bir süre sonra anladı:
Bazı insanlar aynı şehirde yaşlanmak için yaratılmamıştı.
Ve onun ruhu artık bir poliklinik odasına sığmıyordu.

Göçmen Kızı: Önce kitabını yazdı, sonra içine girdi
Nuray Çalışkan’ın hikâyesini bu kadar etkileyici yapan şeylerden biri de şu:
O önce hayalini yazdı…
Sonra içine yürüdü.
Yazdığı romanın adıydı: Göçmen Kızı
Ve yolculuğunun rotasını anlatırken insanlara hep şu gizemli cümleyi kurdu:
“Kitabım Göçmen Kızı’nın son bölümündeki haritaya biraz benziyor. Okuyanlar bilir…”
İşte tam burada hikâye başka bir şeye dönüşüyor.
Çünkü Nuray Hanım yalnızca bir gezgin değil.
O aynı zamanda kendi hayatını edebiyata dönüştüren bir kadın.
Yazdığı diğer kitaplar da onun ruhunun farklı parçaları gibi:
41 Rota 41 Hikâye
Uzay ile Güneş
Ali Çınar ve Kuzey Işıkları
Bir doktor…
Bir gezgin…
Bir anne…
Bir yazar…
Ama en çok da zincirlerini kırmayı göze alabilmiş bir insan.
O aslında ruhu içine sığmayanlardandı…
Yolculuğun gerçek başlangıcı: Çanakkale Şehitler Abidesi
Ve sonra o büyük gün geldi.
Karavan hazırdı.
Hayat küçülmüş ama ruh büyümüştü.

Fakat Nuray Hanım için bu yolculuk herhangi bir yerden başlayamazdı.
Çünkü bazı insanlar nereye giderse gitsin, memleketini yanında taşır.
O bir Çanakkaleliydi.
Bu yüzden direksiyonu önce evine çevirdi.
Ve dünya turunun gerçek başlangıç noktasını seçti:
Çanakkale Şehitler Abidesi
Abidenin önünde durduğunda bu artık sıradan bir seyahat değildi.
O anın içinde başka bir şey vardı.
Bir Türk kadınının sessiz kararlılığı…
“Geçilmez” denilen toprakların ruhu…
Bir milletin imkânsızı başardığı yerden güç alma isteği…
Boğazın rüzgârı yüzüne vururken belki de kendi kendine şunu söyledi:
“Ben de geçeceğim.”
Ve geçti.
25 bin kilometre: İnsan bazen kendine ulaşmak için dünyayı dolaşıyor
Nuray Çalışkan’ın yolculuğu kısa bir Avrupa turu değildi.
Bu, insanın kendisini sınadığı gerçek bir hayattı.
25 bin kilometre boyunca yollardaydı.
Orta Asya bozkırları…
Bitmek bilmeyen sınırlar…
Saatlerce süren yalnız yollar…

Bazen karavanının içinde tek başına uyudu.
Bazen gecenin bir yarısı lastiği patladı.
Bazen hiç bilmediği bir dilde yardım istemeye çalıştı.
Ama en zor anlarda bile geri dönmeyi düşünmedi.
Çünkü bazı insanlar için geri dönmek, nefessiz kalmak gibidir.
Nuray nefessiz kalamazdı…
Karavanıyla alınmadığı ülkelere sırt çantasıyla girdi
Bu hikâyeyi güçlü yapan detaylardan biri de burada gizli.
Bazı ülkeler karavanıyla girişine izin vermedi.
Mesela Vietnam..
Çoğu insan burada vazgeçerdi.
Ama göçmen kızı vazgeçmedi.
Karavanını güvenli bir yere bıraktı.
Sırt çantasını aldı.
Ve yürümeye devam etti.
Otobüslere bindi.
Yerel halkla aynı sofraya oturdu.
Kimi zaman yağmur altında kaldı.
Kimi zaman küçücük bir köyde yabancı bir dilin içinde tek başına uyandı.
Laos’ta yağmura yakalandı.
Vietnam’da pirinç tarlalarının arasında dolaştı.
Sınır kapılarında saatlerce bekledi.
Ama bütün bu yolculuğun içinde onu ayakta tutan bir şey vardı:
Özgürlüğün verdiği sarhoşluk.
41 bölüm: YouTube’da aslında bir insanın yeniden doğuşunu izliyoruz
Bugün onun YouTube kanalında yayınladığı videolar sadece gezi içeriği değil.
Gocmenkizifirarda YouTube Kanalı
O videoların içinde gerçek bir insan var.

Filtrelenmemiş korkular…
Yorgunluk…
Yalnızlık…
Heyecan…
Başarma hissi…
Hesap kitap..
Şu ana kadar yayınladığı 41 bölüm aslında bir yol belgeselinden çok daha fazlası.
Bir insanın eski hayatından soyunup başka birine dönüşmesinin canlı kaydı.
İnsanlar onun videolarında sadece manzara izlemiyor.
Şunu görüyor:
“Demek ki mümkünmüş…”
Dünyanın dibinde bir Türk kadını
Şu anda Nuray Çalışkan, Çin’in kalbi sayılan Pekin’de.
Pekin..dönüş yolunda yani.
Laos..
Tayland..
Kamboçya..
Vietnam..derken şimdi dönüş yolunda Pekin’de molada..
Düşünsenize…
Bir zamanlar Kocaeli Darıca’da hastalar muayene eden, sabah 9:00 akşam 17:30 bir doktor…
Şimdi dünyanın öbür ucunda, kendi yazdığı hayalin içinde yaşıyor.
Arkasında 25 bin kilometrelik bir hikâye var.
Ve belki de en etkileyici kısmı şu:
O bunu tek başına yaptı.
Bir kadın olarak…
Bir Türk kadını olarak…
Korkmasına rağmen devam ederek yaptı.
Çünkü cesaret, korkmamak değildir.
Korkuya rağmen direksiyonu çevirmektir.

İnsanlar onu neden bu kadar seviyor?
Çünkü Nuray mükemmel görünmeye çalışmıyor.
Samimi.
“Zengin değilim” diyor.
Ama belki de tam bu yüzden bugün birçok “zengin” insandan daha özgür görünüyor.
Daha zengin düşünüyor..
Çok daha zengin şeyler biriktirdi..
İnsanlar onda şunu görüyor:
Bir gün gerçekten yaşamak için risk alan birini…
Bugün binlerce kişi onun Instagram hesabını takip ediyor.
Gocmenkizifirarda Instagram Hesabı
Ama aslında insanlar sadece bir gezgini takip etmiyor.
Kendi erteledikleri hayalleri izliyorlar.
Dönünce ne olacak?
Belki de bu hikâyenin en çarpıcı tarafı burada.
Çünkü herkes aynı soruyu soruyor:
“Peki şimdi ne olacak?”
Bir insan böyle bir yolculuktan sonra eski hayatına gerçekten dönebilir mi?
Muhtemelen hayır.

Nuray Hanım bir gün yeniden polikliniğe girse bile artık aynı insan olmayacak.
Çünkü onun gözleri artık sadece duvar görmedi.
Asya’nın gün doğumunu gördü.
Yabancı şehirlerin yalnızlığını gördü.
İmkânsız görünen yolların geçildiğini gördü.
Ve en önemlisi…
Kendini gördü.
Muhtemelen döndüğünde ilk işi yine başladığı yere gitmek olacak:
Çanakkale Şehitler Abidesi
Belki sessizce duracak.
Belki hiçbir şey söylemeyecek.
Ama içinde tek bir cümle yankılanacak:
“Başardım.”
Çünkü bazı insanlar yaşlanmaz… hikâyeye dönüşür
Dr. Nuray Çalışkan’ın hikâyesi aslında bir karavan hikâyesi değil.
Bu; “Geç kaldım” diyen insanlara verilmiş bir cevap.
Bu; hayatını erteleyenlere atılmış sessiz bir tokat.
Bu; korkunun içine rağmen yürüyen bir kadının manifestosu.
Ve belki de en önemlisi şu:
O bize şunu hatırlatıyor:

İnsan bazen hayatını değiştirmek için daha fazla şeye değil…
Daha az şeye ihtiyaç duyar.
Bir direksiyon.
Bir cesaret kırıntısı.
Ve yola çıkacak kadar delilik…
Gerisi zaten yolun kendisi oluyor.
İyi yolculuklar göçmen kızı..
Yorumlar
Kalan Karakter: