Doğu Karadeniz’de deprem üretmez algısı yeniden tartışmaya açıldı. Prof. Dr. Osman Bektaş’ın paylaştığı bilimsel değerlendirmeler, özellikle kıyı kesiminde göz ardı edilen sismik hareketliliğe dikkat çekti. Kandilli Rasathanesi verilerine göre bölge genelinde 3 büyüklüğünün üzerindeki depremler yaygın şekilde kaydediliyor. Bu tablo, Doğu Karadeniz sahilinin tektonik açıdan tamamen pasif olmadığına işaret ediyor.
Bektaş’ın değerlendirmeleri yalnızca deprem büyüklüğüne değil; zemin yapısı, dolgu alanları ve yamaç hareketleri gibi risk çarpanlarına da odaklanıyor. Özellikle Trabzon-Akyazı bölgesi için yapılan analizlerde InSAR uydu verileri ile arazi gözlemlerinin örtüşmesi dikkat çekiyor.
DOĞU KARADENİZ SAHİLİ GERÇEKTEN DEPREM ÜRETMEZ Mİ?
Uzun yıllardır kamuoyunda Doğu Karadeniz kıyı şeridinin deprem üretmediği yönünde bir algı bulunuyor. Ancak Kandilli Rasathanesi kayıtları, kıyı hattında 3 ve üzeri büyüklükte depremlerin yaygın olduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, bölgenin tamamen tektonik olarak durağan olmadığına işaret ediyor. Küçük ve orta ölçekli sarsıntılar, kabuğun gerilim altında olduğunu gösteren önemli jeofizik sinyaller olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre “büyük deprem yok” söylemi, riskin olmadığı anlamına gelmiyor.
RİSK SADECE BÜYÜKLÜK DEĞİL
Prof. Dr. Bektaş’ın vurguladığı en kritik noktalardan biri, deprem riskinin yalnızca büyüklükle ölçülmemesi gerektiği. Dolgu alanları, gevşek alüvyon zeminler ve kıyı yamaçlarındaki hareketlilik; küçük ve orta büyüklükteki depremlerde bile hasarı artırabilecek unsurlar arasında yer alıyor.
Özellikle Karadeniz sahilinde son yıllarda artan dolgu alanları ve kıyı yapılaşmaları, zemin davranışını daha hassas hale getiriyor. Gevşek zeminler, deprem dalgalarını büyütebiliyor ve sarsıntının etkisini katlayabiliyor.
DAĞ YÜKSELİRKEN KIYI YAMAÇLARI KAYIYOR
Bölgedeki jeodinamik süreçler, dağlık kesimlerde yükselmenin devam ettiğini gösteriyor. Ancak aynı süreçte kıyı yamaçlarının daha hızlı aşağı doğru hareket edebildiği belirtiliyor. Bu durum, özellikle eğimli arazilerde yapılaşma açısından ek risk anlamına geliyor.
Yamaç hareketleri ile deprem dalgalarının birleşmesi, lokal zemin sorunlarını tetikleyebiliyor. Uzmanlara göre zemin kalitesi, yapı dayanımı ve bilimsel planlama; bölgedeki asıl belirleyici faktörler arasında bulunuyor.
TRABZON-AKYAZI İÇİN DİKKAT ÇEKEN VERİLER
Trabzon-Akyazı bölgesi özelinde yapılan değerlendirmelerde, uydu tabanlı InSAR verileri ile arazi gözlemlerinin örtüştüğü ifade ediliyor. InSAR (Interferometrik Sentetik Açıklıklı Radar) yöntemi, yeryüzündeki milimetrik hareketleri dahi tespit edebilen bir teknoloji olarak biliniyor.
Prof. Dr. Bektaş’a göre uydu verilerinde tespit edilen hareketler, sahada gözlemlenen basamaklı yapılar ve normal faylarla uyumlu. Eğer uydu verileri hareket gösterip arazide kırık yapılar görülmeseydi ya da tam tersi bir durum söz konusu olsaydı, veriler şüpheli sayılabilirdi. Ancak iki veri setinin aynı yön ve şiddette hareketi işaret etmesi, sonuçların jeolojik tutarlılığını güçlendiriyor.
ESA UYDU VERİLERİYLE DESTEKLENEN BULGULAR
Avrupa Uzay Ajansı (ESA) uydu verilerinin de bölgedeki hareketlilikle örtüştüğü belirtiliyor. Morfolojik bulgular ile interferometri sonuçlarının çakışması, bilimsel açıdan güçlü bir kanıt olarak değerlendiriliyor.
Bu durum, Doğu Karadeniz kıyı hattında yavaş ancak sürekli bir deformasyon sürecinin işlediğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu tür hareketler ani ve büyük kırılmalar anlamına gelmeyebilir; ancak uzun vadede zemin davranışı ve yapı güvenliği açısından dikkate alınması gereken bir tablo oluşturuyor.
BİLİMSEL PLANLAMA VURGUSU
Uzman değerlendirmelerinde öne çıkan ortak nokta, yapılaşma süreçlerinde bilimsel planlamanın esas alınması gerektiği. Zemin etütlerinin detaylı yapılması, dolgu alanlarında mühendislik kriterlerinin titizlikle uygulanması ve yapı dayanım standartlarının yükseltilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Deprem riskinin yalnızca fay hattına yakınlıkla ölçülemeyeceği; yerel zemin koşullarının ve topoğrafyanın da belirleyici olduğu vurgulanıyor. Küçük ve orta ölçekli depremlerin dahi, uygun olmayan zeminlerde ciddi hasar oluşturabileceği belirtiliyor.
ALGILAR VE BİLİMSEL GERÇEKLER
Doğu Karadeniz sahilinin tamamen güvenli olduğu yönündeki yaygın kanaat, paylaşılan veriler ışığında yeniden tartışılıyor. Sismik kayıtlar, uydu ölçümleri ve arazi gözlemleri birlikte değerlendirildiğinde, bölgenin tektonik olarak tamamen pasif olmadığı görülüyor.
Uzmanlar, paniğe gerek olmadığını ancak verilerin görmezden gelinmemesi gerektiğini vurguluyor. Asıl meselenin deprem büyüklüğünden ziyade zemin kalitesi, yapı dayanımı ve doğru planlama olduğu ifade ediliyor.
Bilimsel veriler ışığında yapılan bu değerlendirmeler, Doğu Karadeniz’de risk algısının yeniden gözden geçirilmesine neden olacak gibi görünüyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: