Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, "Yaşadığımız Şehir" başlığı altında, görevdeki iki yılını, hayata geçirdiği projeleri ve kentin geleceğine dair vizyonunu paylaşmak üzere geniş kapsamlı bir toplantı düzenledi.
Buraya kadar her şey normal; bir belediye başkanı hesap veriyor, halkıyla ve kamuoyuyla yaptıklarını paylaşıyor.
Ancak salonun içine girdiğimizde karşılaştığımız manzara, demokrasinin dördüncü kuvveti olan basına bakış açısının hala hangi sığ sularda yüzdüğünü acı bir şekilde yüzümüze vurdu.
Toplantı salonunda her şey usulüne uygun hazırlanmıştı. En ön sıralar, kamuoyunu bilgilendirme görevini yürüten basın mensupları için ayrılmış, üzerlerine "BASIN" yazılı kağıtlar özenle yapıştırılmıştı.
Çünkü basın, orada sadece bir "izleyici" değil, halkın gözü ve kulağı olarak yer alır. Ancak ne olduysa toplantının başlamasına tam 5 dakika kala oldu.

CHP Merkez İlçe Başkanı İbrahim Can Ergun, en ön sıradaki "BASIN" yazılarını tek tek söküp atmaya başladı.
Gerekçesi ise şaşırtıcı ve bir o kadar da düşündürücüydü: Protokole hazırlanan yerin azlığı! Sökülen o "BASIN" yazılı kağıtlar ise değersiz birer çöp gibi sahnenin kenarına iliştirildi.

Peki o sökülen kağıtların yerine kimler oturdu?
Basın mensupları yerlerinden kalkmak zorunda kalırken; koltuklara CHP İl Başkanı Levent Gürbüz, Milletvekili İsmet Güneşhan, İl Genel Meclisi Başkanı Halil Ertuğrul ve İbrahim Can Ergun.
Geriye kalan bir iki koltuğa şanslı birkaç gazeteci iliştirilirken, boşlukların diğer kısmına belediye çalışanları oturdu.
Şimdi burada durup sormak lazım: Bir belediye organizasyonuna, bir partinin merkez ilçe başkanı hangi sıfatla ve hangi yetkiyle müdahale edebilir?
Belediye, partinin bir alt birimi midir yoksa tüm halka hizmet eden kurumsal bir yapı mıdır?
Toplantının adı "Yaşadığımız Şehir"... Peki bu şehirde basının yeri, protokol koltuklarının arkası mı yoksa sahne kenarına atılmış kağıt parçaları mı?
Belediye Başkanı Muharrem Erkek sahnede projelerini anlatırken, en ön sırada basının olması gerekirdi ki o projeler halka doğru aktarılsın. Bu tavır, sadece bir koltuk kavgası değil, aynı zamanda basına verilen değerin (veya değersizliğin) somut bir göstergesidir.

Toplantı boyunca iki yıllık faaliyetler paylaşıldı, başarılar anlatıldı. Fakat salonun girişinde yaşanan bu "koltuk operasyonu", anlatılan tüm o güzel projelerin önüne geçen bir nezaketsizlik ve kurumsal hata olarak hafızalara kazındı.
Basın kendine yer bulamadığı bir salonda, belediyenin halkla buluşma iddiası ne kadar samimi kalabilir?
Siyasetin protokol hırsı, gazetecinin çalışma alanına girdiği an orada artık bir "kamuoyu bilgilendirmesinden" söz edilemez. Bu tavır, basını "olsa da olur olmasa da olur" bir figüran gibi gören zihniyetin yansımasıdır.

Çanakkale gibi hoşgörünün ve demokrasinin kenti olduğu iddia edilen bir yerde, basının koltuklarından kaldırılıp o kağıtların yerlere atılması, bu kentin basın tarihine bir "protokol ayıbı" olarak geçmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: