ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, Biga Yarımadası'ndaki hareketliliği mercek altına aldı. "Bu sarsıntılar yeni değil, yüzyıllardır devam ediyor" diyen Bekler, gelişen teknolojiyle artık her kıpırtıyı ölçebildiklerini vurguladı. Ancak Bekler'in bir de uyarısı var: Biga, tarihte yıkıcı depremlere ev sahipliği yapmış bir bölge! İşte Biga’daki fayların birbirine uyguladığı "gerilme transferi" ve bölgeyi bekleyen sismik gelecek hakkında çok özel açıklamalar...

Çanakkale’nin Biga ilçesinde son üç aydır art arda meydana gelen depremler, bölge halkında merak ve tedirginlik oluştururken, uzmanlardan dikkat çeken değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Bekler, Biga’daki sismik hareketliliğin yeni bir durum olmadığını vurguladı.
Prof. Dr. Bekler, son aylarda kaydedilen depremlerin yalnızca güncel teknolojiler sayesinde daha net gözlemlenebildiğini belirterek, bu hareketliliğin yüzyıllardır devam eden doğal bir süreç olduğuna dikkat çekti.

“BIGA YOĞUN DEPREMSELLİĞE SAHİP BİR BÖLGE”
Biga Yarımadası’nın jeolojik yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Tolga Bekler, bölgenin Türkiye’nin kuzeybatısında yer alan en önemli tektonik alanlardan biri olduğunu ifade etti. Bekler, “Biga Yarımadası olarak adlandırdığımız Kuzeybatı Ege Bölgesi, farklı geometrilere sahip fayların bir arada bulunduğu, bu nedenle de yoğun depremselliğe sahip bir bölge” dedi.
Bu fayların farklı uzunluk ve karakterlere sahip olduğuna dikkat çeken Bekler, söz konusu yapının hem küçük ölçekli mikro depremlere hem de tarihsel süreçte yıkıcı depremlere zemin hazırladığını belirtti.

MİKRO DEPREM AKTİVİTESİ EN YOĞUN BÖLGELERDEN BİRİ
Prof. Dr. Bekler, Biga’nın mikro deprem aktivitesinin Türkiye’de en yoğun görüldüğü bölgelerden biri olduğunu vurguladı. Mikro depremlerin genellikle hissedilmediğini ancak bölgedeki gerilme birikimini ve fayların aktifliğini göstermesi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
Uzmanlara göre bu küçük ölçekli depremler, yer kabuğundaki enerji transferinin sürekliliğini ortaya koyarken, bölgenin tektonik açıdan canlı olduğunu da gözler önüne seriyor.

“TÜRKİYE BİR DEPREM ÜLKESİ”
Türkiye’nin deprem gerçeğine de değinen Prof. Dr. Bekler, ülkenin jeolojik konumu gereği deprem ülkesi olduğunu hatırlattı. “Ülkemizde depremlere neden olan temel unsurlar, sismik kaynak olarak adlandırdığımız fay hatlarıdır” diyen Bekler, yalnızca Biga’da değil, Türkiye’nin birçok bölgesinde hem aletsel dönemde hem de tarihsel kayıtlarda çok sayıda deprem yaşandığını söyledi.
1900’lü yıllardan önce meydana gelen ve tarihsel kaynaklara geçen birçok depremin yıkıcı nitelik taşıdığını belirten Bekler, bu depremlerin izlerinin halen çeşitli kayıtlarda ve arkeolojik bulgularda görülebildiğini ifade etti.

BIGA’NIN TARİHİNDE YIKICI DEPREMLER VAR
Biga’nın geçmişte de önemli depremlere sahne olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tolga Bekler, bölgenin Anadolu’nun önemli tektonik unsurlarını barındırdığını söyledi. Bekler, “1912 Saros Körfezi Depremi, 1953 Yenice-Gönen Depremi ve 1944 Edremit Körfezi Depremi gibi yıkıcı depremler, Biga Yarımadası’nı etkileyen önemli sarsıntılar arasında yer alıyor” dedi.
Son yıllarda yaşanan depremlere de değinen Bekler, 2017 Ayvacık Depremi (5.4), 2019 Ahmetçe Depremi (5.3) ve 2022-2025 yılları arasında 4’ün üzerinde büyüklüğe sahip depremlerin bölgede kaydedildiğini hatırlattı.
MİKRO DEPREMLER NEDEN OLUŞUYOR?
Biga’daki küçük ölçekli depremlerin oluşum nedenlerini de açıklayan Prof. Dr. Bekler, bu durumun iki temel sebebe dayandığını belirtti. İlk nedenin, farklı fayların birbirleriyle etkileşimi sonucu oluşan gerilme transferleri olduğunu söyledi. İkinci nedenin ise yer kabuğundaki kayaçların birbirine uyguladığı gerilmeler sonucu meydana gelen kırılmalar olduğunu ifade etti.
Bu süreçlerin, fay hatları boyunca belli büyüklüklerde depremlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu vurgulayan Bekler, mikro depremlerin bu mekanizmanın doğal bir sonucu olduğunu dile getirdi.
GELİŞEN TEKNOLOJİ DEPREMLERİ DAHA NET GÖSTERİYOR
Son 25-30 yılda teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte deprem gözlem ve ölçüm imkânlarının da arttığını belirten Prof. Dr. Tolga Bekler, “Bunlar yeni değil. Yüzyıllardır meydana geliyor. Ancak günümüzde sismometreler ve deprem sensörlerinin sayısının artması sayesinde bu hareketliliği daha net ve sayısal olarak izleyebiliyoruz” dedi.
Bu gelişmelerin, deprem araştırmalarında daha sağlıklı sonuçlar elde edilmesini sağladığını ifade eden Bekler, bilimsel verilerin afet bilincinin artırılması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Yorumlar
Kalan Karakter: