Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Ufuk Necat Taşçı, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik eş zamanlı saldırıları sonrasında Türkiye’nin diplomatik tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Taşçı, Türkiye’nin mevcut kriz ortamında “komşuluk ahlakı ve diplomatik ahlak” çerçevesinde hareket ettiğini belirterek, bölgedeki hiçbir aktörün Türkiye’yi karşısına almayı göze alamayacağını ifade etti.
Taşçı’nın açıklamaları, bölgedeki jeopolitik dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin konumuna ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler içeriyor.

“TÜRKİYE DİPLOMATİK AHLAKINI KONUŞTURUYOR”
Dr. Ufuk Necat Taşçı, Türkiye’nin geçmişte yaşanan gerilimlere rağmen bugün arabulucu ve dengeleyici bir rol üstlendiğini söyledi. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı sürecinde İran tarafından sert biçimde eleştirildiğini, İsrail’in ise zaman zaman “sıradaki Türkiye” söylemini gündeme getirdiğini hatırlatan Taşçı, buna rağmen Ankara’nın kriz anında diplomatik kanalları açık tuttuğunu belirtti.
Taşçı, “Türkiye, geçmişte yaşanan tüm gerilimlere rağmen bugün komşuluk ahlakını ve diplomatik ahlakını devreye sokarak araya giriyor ve Amerika’nın önünde bir bent olmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
“HİÇBİR AKTÖR TÜRKİYE’Yİ KARŞISINA ALMAK İSTEMEZ”
Taşçı’ya göre, ABD, İsrail ve İran mevcut atmosferde Türkiye gibi bölgesel bir gücü karşılarına almayı göze alamaz. Özellikle ABD’nin önümüzdeki yıllarda Çin ile gireceği stratejik rekabeti hatırlatan Taşçı, Washington yönetiminin Türkiye’ye duyduğu ihtiyacın arttığını savundu.
ABD’nin geniş bir coğrafyada çeşitli vaatlerde bulunduğunu ve bu denklemi kaybetmek istemeyeceğini belirten Taşçı, İsrail’in ise son yıllarda yaşadığı bölgesel izolasyon nedeniyle yeni cepheler açma riskini göze alamayacağını dile getirdi.
BÖLGESEL İZOLASYON VE YENİ JEOPOLİTİK DENGE
Taşçı, İsrail’in son iki buçuk yılda yaşadığı izolasyon süreci ve İran’ın politikaları nedeniyle bölge ülkeleri arasındaki mesafenin açıldığını ifade etti. Özellikle Körfez ülkelerinin hedef alınmasının bölgedeki kırılganlığı artırdığını belirten Taşçı, bu tablo içerisinde Türkiye’nin daha görünür bir aktör haline geldiğini söyledi.
ABD’nin dış politika öncelikleri açısından Türkiye’nin stratejik önemine dikkat çeken Taşçı, Çin’in de bölgedeki sınavının yakından izlendiğini kaydetti.
“ÜÇÜNCÜ ONURLU YOL” VURGUSU
Taşçı, Türkiye’nin daha önce dile getirdiği “bölgesel üçüncü onurlu yol” ve “bölgesel inisiyatif” söylemlerinin bugün daha anlamlı hale geldiğini ifade etti. Körfez ülkelerinin geçmişte bu yaklaşıma mesafeli durduğunu ancak mevcut gelişmelerin Türkiye’nin tezlerini güçlendirdiğini belirtti.
Bölgedeki aktörlerin “yağmurdan kaçarken doluya tutulma” senaryosuyla karşı karşıya kaldığını söyleyen Taşçı, hem ABD hem de Çin eksenli güç mücadelesinin ülkeleri zor tercihlerle karşı karşıya bıraktığını dile getirdi.
Taşçı’ya göre, Türkiye öncülüğünde oluşturulabilecek bölgesel bir organizasyon, Gazze başta olmak üzere bölgedeki birçok jeopolitik dengeyi değiştirme potansiyeline sahip.
KÖRFEZ ÜLKELERİNİN TUTUMU VE GÜVEN KRİZİ
Taşçı, bazı Körfez ülkelerinin ABD ile yaşadığı güven sorunlarına da dikkat çekti. Özellikle savunma sistemleri ve güvenlik garantileri konusundaki tartışmaların bölgedeki kırılganlığı artırdığını ifade etti.
Bu durumun, bölge ülkelerini alternatif arayışlara yönelttiğini belirten Taşçı, Türkiye’nin daha dengeli ve bağımsız bir dış politika çizgisiyle öne çıktığını söyledi.
TÜRKİYE’NİN DİPLOMATİK PRATİĞİ
Dr. Ufuk Necat Taşçı, Türkiye’nin kriz dönemlerinde sergilediği diplomatik pratiğin dikkat çekici olduğunu vurguladı. Türkiye’nin geçmişte kendisine karşı sert söylemlerde bulunan aktörlere rağmen bugün arabulucu rol üstlenmesini “diplomatik olgunluk” olarak değerlendirdi.
Taşçı, Türkiye’nin olası bir kriz durumunda aynı desteği görmeyeceğini bilmesine rağmen uluslararası sorumluluk anlayışıyla hareket ettiğini ifade etti.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU
Bölgedeki güç dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye’nin jeopolitik konumu bir kez daha ön plana çıkıyor. Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Asya arasında kritik bir geçiş noktası olan Türkiye, hem NATO üyesi kimliği hem de bölgesel aktörlerle kurduğu ilişkiler nedeniyle denklemin merkezinde yer alıyor.
Taşçı’nın değerlendirmeleri, mevcut kriz ortamında Türkiye’nin yalnızca askeri değil diplomatik kapasitesiyle de belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: