İki Festival, İki Seramik Hikâyesi

Geçtiğimiz yıl Çanakkale’de düzenlenen Uluslararası Çanakkale Seramik Festivali’nin ardından bu yıl 5. Uluslararası Menemen Çömlek Festivali’ne katılma fırsatı buldum. İki festivali de bir seramik üreticisi olarak deneyimleyince, aralarındaki farkları yalnızca organizasyon açısından değil, iki şehrin seramikle kurduğu ilişkinin farklılığı üzerinden de düşünmeye başladım.

Çanakkale’deki festival, 2025 yılında ilk kez düzenlendi. Kentin farklı noktalarında sergiler, söyleşiler, atölyeler ve satış stantlarıyla kapsamlı bir program oluşturuldu. Menemen ise beşinci yılında artık daha oturmuş bir festival yapısına sahip. Bu yıl 45 ülkeden sanatçı ve akademisyenin katıldığı, 19 farklı atölyenin düzenlendiği, onlarca satış ve seramik atölyesi standının yer aldığı büyük bir organizasyondan söz ediyoruz. ( canakkale.bel.tr)

Elbette beşinci kez yapılan bir festival ile ilk kez düzenlenen bir organizasyonu aynı ölçekte değerlendirmek mümkün değil. Menemen’de yıllar içinde oluşmuş bir deneyim, çevre, üretim ağı ve organizasyon hafızası var. Festival alanındaki elektrikten çadırlara, stantlardan alan düzenlemesine kadar pek çok ayrıntının daha sistemli ilerlemesi de bunun bir sonucu.

İki Festival, İki Seramik Hikâyesi

Menemen’in bir başka önemli farkı ise seramik üretiminin ölçeği. Burada seramik, yalnızca sanatçıların ve küçük üreticilerin yaptığı butik bir üretim alanı değil; aynı zamanda güçlü bir üretim ve ticaret alanı. Bu nedenle festivalde endüstriyel üretimle el yapımı üretim yan yana duruyor. Küçük üreticiler açısından ücretsiz stant imkânı da bu büyük organizasyonun önemli avantajlarından biri. Daha geniş bir kitleyle buluşmak, yeni bağlantılar kurmak ve ürünlerini farklı insanlara ulaştırmak için önemli bir alan açıyor.

Çanakkale’de ise başka bir dinamik var. Daha butik bir üretim ortamından söz edebiliriz. Üstelik alışveriş yapan kitlenin el yapımı üretime, tasarıma ve sanat eserinin arkasındaki emeğe daha aşina olduğunu düşünüyorum. Küçük üretici açısından bu önemli bir fark. Menemen’de ise seramiğin gündelik hayatın ve yerel üretimin çok daha büyük bir parçası olması, ziyaretçinin fiyat algısını da doğal olarak etkiliyor. Yüksek üretim kapasitesinin olduğu bir yerde, el yapımı ve küçük ölçekli üretimin fiyatının anlaşılması zaman zaman daha zor olabiliyor.

Bütün bu farklara rağmen iki festivali birbirine rakip olarak görmek bana doğru gelmiyor. Tam tersine, Türkiye’nin seramik alanındaki çeşitliliğini gösteren iki farklı örnek olduklarını düşünüyorum.

Çünkü bu festivaller yalnızca satış yapılan alanlar değil. Sanatçıların, akademisyenlerin, ustaların, üreticilerin ve izleyicilerin bir araya geldiği; tekniklerin paylaşıldığı, yeni bağlantıların kurulduğu ve Türkiye’de seramik üretiminin uluslararası ölçekte görünür olduğu buluşmalar. Menemen’in bu yıl 45 ülkeden katılımcıyı ağırlaması bunun geldiği noktayı açıkça gösteriyor. (DHA | Demirören Haber Ajansı)

Çanakkale’nin ise böyle bir organizasyona ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Çünkü Çanakkale’nin adı zaten seramikle birlikte anılan bir şehir. Geleneksel Çanakkale seramiklerinin kentin kültürel kimliğindeki yeri çok eskiye dayanıyor ve 2025’te düzenlenen ilk uluslararası festival de bu mirası yeniden görünür kılma amacı taşıyordu. (canakkale.bel.tr)

İki Festival, İki Seramik Hikâyesi

Bu yıl gerçekleştirilen seramik çalıştayları da bu açıdan önemli bir adım. Ağustos ayında düzenlenen çalıştaylarda geleneksel fırça dekorundan torna çalışmalarına, lüster tekniklerinden deneysel üretimlere kadar farklı başlıklarda üretimler gerçekleştirildi. (ceramiccanakkale.org)

Çanakkale’de yaşayan ve aynı zamanda seramik üreten biri olarak dileğim, bu tür etkinliklerin zaman içinde daha köklü bir yapıya kavuşması. Her festivalin büyümesi gerekmiyor belki; ama kendi karakterini bulması, üreticisini desteklemesi ve şehirle kurduğu bağı güçlendirmesi önemli.

Menemen bize ölçeğin, sürekliliğin ve güçlü bir üretim ağının neler sağlayabileceğini gösteriyor. Çanakkale ise butik üretimin, zanaatin ve kentin kültürel hafızasının başka türlü bir değer yaratabileceğini hatırlatıyor.

Sonuçta ikisinin de ortak bir şeyi var: Toprağı yalnızca bir malzeme olmaktan çıkarıp kültüre, sanata ve bugünün üretimine dönüştürmek.

Belki de Türkiye’nin seramikteki geleceği tam olarak bu çeşitlilikte saklıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yıldız Sağlam Küçük -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kalem Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kalem Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kalem Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.