Bir ülke düşünün… sabah çocuklarını okula gönderen aileler, akşam onları sağ salim eve dönecek sanıyor. En temel güven duygusu bu. Ama artık o duygu çatırdıyor. Dün Kahramanmaraş’ta yaşananlar, sadece bir şehirde değil, hepimizin zihninde derin bir kırılma yarattı.
Ayser Çalık Ortaokulu’na düzenlenen silahlı saldırıda 1 öğretmen ve 9 öğrenci hayatını kaybetti. 17 çocuk yaralı. Rakam gibi yazıyoruz ama her biri bir hayat, bir hikâye, yarım kalmış bir gelecek.
Bugün herkes bunu konuşuyor çünkü bu sadece bir “olay” değil. Bu, toplumun en hassas yerinden alınmış bir darbe. Bugün sokakta, otobüste, evde, sosyal medyada herkes aynı soruyu soruyor: Biz nasıl bu hale geldik? Bir çocuk nasıl katile dönüşür?

En çok konuşulanlardan biri de saldırı sonrası yükselen o isyan. Katliamda can veren Yusuf Tarık Gül’ün babası, Vali Mükerrem Ünlüer’e karşı öyle bir feryat yükseltti ki, o sözler kısa sürede tüm Türkiye’nin gündemine oturdu. Acılı baba sıradan bir vatandaş değildi; o, 1758 gün boyunca cezaevinde kalmış eski bir polis ve KHK’lıydı. Cenazeye gelen Mükerrem Ünlüer’e dönüp söylediği o cümle, günün en ağır cümlesi oldu:
"Benim oğlumun polis babasını 1758 gün 'terörist' diye içeri attınız. Şimdi de 'vatan sevdalıları'nın oğlu benim oğlumu öldürdü!" 1758 gün hukuksuzca hapsedilen KHK'lı baba oğluna henüz yeni kavuşmuştu. Bu acıların hesabını nasıl vereceksiniz?"
1758 gün cezaevinde kalmış bir baba. Yeni kavuştuğu oğlunu toprağa veriyor. Bu cümlenin içinde sadece bir acı yok; kırılmış bir güven, parçalanmış bir aidiyet hissi var. Devlete, sisteme, adalete dair sorular var.
Bu noktada mesele sadece bir saldırganın yaptığı katliam olmaktan çıkıyor. İnsanlar şunu soruyor: Bu nasıl oldu? Nasıl bu kadar kolay oldu?

Saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli ile ilgili ortaya çıkan detaylar ise ayrı bir tartışma başlattı. Olaydan sadece iki gün önce, babası Uğur Mersinli ile birlikte bir poligonda atış yaptığı görüntüler gündeme düştü. Baba ifadesinde, oğluna silah kullanmayı öğretmediğini, sadece birkaç el atış yaptırdığını, bunu da “hevesini köreltmek” amacıyla yaptığını söyledi.
Ama işte tam burada toplumun kafası karışıyor.
Bir çocuğun eline silah verilmesi, hangi gerekçeyle olursa olsun, normalleşmiş bir şey mi artık? “Hatıra olsun” diye çekilen görüntüler, birkaç gün sonra bir katliamın önsözüne dönüşebiliyorsa, burada sadece bireysel bir hata mı var?
Yoksa daha derin bir meseleyle mi karşı karşıyayız?
Bugün insanlar sadece saldırıyı değil, bu saldırıya zemin hazırlayan her şeyi konuşuyor. Silaha erişim, denetim mekanizmaları, çocukların psikolojik durumu, ailelerin yaklaşımı… Hepsi masada.

Ama en çok konuşulan şey şu: Okullar artık gerçekten güvenli mi?
Çünkü okul dediğimiz yer, sadece eğitim verilen bir bina değil. Aynı zamanda bir sığınak. Ailelerin “en azından orada güvende” dediği yer. O güven sarsıldığında, sadece bir kurum değil, bir toplum yaralanıyor.
Velilerin isyanı da tam olarak buradan geliyor. “Çocuklarımızı nereye emanet edeceğiz?” sorusu artık retorik değil, gerçek bir kaygı.
Ve belki de en rahatsız edici olan şu: Bu tür olayları artık ilk kez duymuyoruz. Dünyada örnekleri vardı, “bizde olmaz” diyorduk. Şimdi ise “neden oluyor?” aşamasına geçtik.

Bugün herkes bunu konuşuyor.
Ama mesele yarın da konuşulacak mı, yoksa birkaç gün sonra unutulacak mı… asıl soru bu.
Yorumlar
Kalan Karakter: