Türkiye’nin demografik haritası Çanakkale Boğazı’nda yeniden çiziliyor. Bir zamanlar "iş bulmak için" terk edilen o sessiz köyler, bugün milyonluk yatırımların, organik tarım projelerinin ve yeni bir yaşam hayali kuranların merkezi haline geldi. Büyükşehirlerin gürültüsü yerini Kazdağları’nın oksijenine, Boğaz’ın mavisine bırakırken; Çanakkale bu yeni hayat tarzının tartışmasız "başkenti" ilan edildi.
Özellikle ulaşım projeleriyle İstanbul’a "bir kahve içimlik" mesafeye düşen şehir, şimdi modern köylülerin akınına uğruyor. Ancak gelenler sadece emekliliğini geçirmek için gelmiyor; onlar üretmek, markalaşmak ve toprağa dokunmak istiyor.
SADECE EV DEĞİL, "YORGUN OLMAYAN TOPRAK" ARIYORLAR
Gayrimenkul danışmanlarının telefonları susmuyor, ancak talep şekli değişti. Artık sadece deniz manzaralı ev değil, "tarım yapılabilir temiz toprak" aranıyor. Uzun yıllardır kimyasal gübre değmemiş, ekilip biçilmemiş bakir araziler; organik tarım sevdalısı şehirlilerin en büyük hayali.
"Burada ne eksem biter, ne üretsem marka olur" diyerek şehre gelen yatırımcılar, Çanakkale’nin coğrafi tescilli ürünlerini dünyaya pazarlamak için adeta yarışıyor. İşte bu büyük göç dalgasının ve tarımsal kalkınmanın merkez üssü olan o efsane rotalar:
Tarihin ve Markanın Kucağı: AYVACIK (Assos Hattı)
Ayvacık, sadece taş evleriyle değil, yarattığı "marka değeriyle" uçuşa geçti. Burası artık Türkiye’nin en prestijli "kaçış" rotası.

Kaz Dağlarının eteğinde keşfedilmemiş, son derece bakir Yanıklar Köyü özellikle okolojik tarım için çok uygun. Burada arazi bulmak da ev almak da hiç kolay değil.
Güzelköy: Adı gibi kendi güzel, dokusu bozulmamış, "Butik köy hayatı" arayanların yeni favorisi.
Behramkale (Assos): Antik çağın mirasıyla iç içe, felsefe ve tarih kokan sokaklar.
Babakale: Asya’nın en batı ucu, "bıçak sırtı" denilen o eşsiz coğrafya. Buralarda üretilen zeytinyağları, artık tenekelerde değil, tasarım şişelerde dünya butiklerinde yerini alıyor.
Zamanın Durduğu Ada: GÖKÇEADA
Sakin şehir (Cittaslow) unvanının hakkını veren Gökçeada, bambaşka bir ligde oynuyor. Rum mimarisinin en zarif örneklerinin sergilendiği Zeytinliköy, Kaleköy ve Tepeköy; sanatçıların, yazarların ve entelektüellerin sığınağı oldu. Adanın kendine has florasında yetişen ürünler ve adaya özgü lezzetler, buraya yerleşen vizyonerlerin elinde birer gurme markasına dönüşüyor.
Kazdağları’nın "Kırmızı Elması": YENİCE
Göç sadece denize değil, dağa ve üretime de akıyor. Kazdağları’nın eteklerinde kurulu Yenice, özellikle Agonya Çileği yetiştiriciliği konusunda bir fenomene dönüştü. İhracat kalitesindeki bu ürünler için şehirden gelip tarıma başlayanların sayısı her geçen gün artıyor. Toprağın bereketi, "toprakla uğraşmak istiyorum" diyen beyaz yakalının yüzünü güldürüyor.
Ekolojik Yaşamın Üssü: BAYRAMİÇ
Bayramiç’in Yanıklar Köyü, Türkiye’de "eko-köy" denilince akla gelen ilk yerlerden. Doğayla tam uyumlu, sürdürülebilir bir yaşam kurmak isteyenler burada toplanıyor. Tescilli "Bayramiç Beyazı" gibi ürünlerin vatanı olan ilçe, temiz havası ve suyuyla "uzun yaşamın sırrı" olarak pazarlanıyor.
TÜRKİYE’NİN YENİ "TOSKANA"SI: BAĞLAR VE GASTRONOMİ
Çanakkale’ye yerleşenlerin yarattığı dönüşüm sadece bahçe tarımıyla sınırlı değil. Şehir, bağcılık ve şarapçılık konusunda Türkiye’nin bir numarası konumuna yükseldi. Üzüm bağlarının arasından geçen şarap rotaları, gastronomi turizmine hizmet eden şef restoranları ve "tarladan sofraya" (farm to table) konseptli mekanlar. Kalite ve lezzet arayanlar için Çanakkale, artık sadece bir geçiş güzergahı değil, damak tadının varış noktası.
NEDEN HERKESİN ROTASI ÇANAKKALE?
Bu devasa ilginin arkasında "Doğa sevgisi"nden fazlası var:
Gıda Güvenliği: "Ne yediğimi bileyim" diyenler için ilaçsız, temiz toprak.
Güvenli Liman: Deprem riskinin yönetilebilir olduğu, sağlam zeminli coğrafya.
Bakir Fırsatlar: Turizmin henüz "tüketmediği", fiyatların İstanbul’a kıyasla erişilebilir olduğu araziler.

Midilli manzaralı Ayvacık'ın köyleri her zaman revaçta; ancak son yıllarda buralar ciddi tercih edildiği için artık doymuş durumda ama hala merak uyandırıyor.
KRİTİK UYARI: ÇANAKKALE’NİN "HAYALET NÜFUSU" BELEDİYELERİ ZORLUYOR!
Haberin buraya kadar olan kısmı bir peri masalı gibi görünebilir. Ancak bu yoğun göçün, yerel yönetimleri çaresiz bırakan bir de "karanlık yüzü" var.
Yapılan araştırmalar ve sahadan gelen veriler şok edici bir gerçeği ortaya koyuyor: Çanakkale’ye fiilen yerleşip yaşamaya başlayanların yaklaşık %80’i ikametini buraya aldırmıyor!
Sokaklar 34, 06 ve 35 plakalı, Türkiye'nin her bölgesinden lüks araçlarla dolu, köylerde kiralık ev bulunamıyor, su tüketimi 5 katına çıkıyor ama resmi kayıtlarda bu insanlar "yok" hükmünde. Peki, neden?
"B Planı" Korkusu: "Ya yapamazsam, ya köye alışamazsam?" diyenler, İstanbul’daki kaydını silerek "geri dönüş biletini yakmak" istemiyor.
Büyükşehir Konforu: Sağlık hizmetleri, aile hekimliği ve çocukların okul kayıtları için büyükşehir ikametinden vazgeçilemiyor.
Seçim Stratejisi: İnsanlar yerel seçimlerde köy muhtarı için değil, İstanbul veya Ankara gibi büyükşehirlerin belediye başkanlığı seçimlerinde oy kullanmayı daha "stratejik" görüyor.
Bu durum, İller Bankası’ndan "resmi nüfusa" göre pay alan Çanakkale belediyelerinin belini büküyor. 10 bin kişilik ödeneği olan bir belediye, fiilen 50 bin kişiye su, kanalizasyon ve çöp hizmeti vermeye çalışıyor. Sonuç ise yetersiz kalan altyapı ve isyan eden yerliler oluyor.
Yazın gelip de günşinden, havasından ve taze sebze meyvesinden faydalanıp kış gelirken memleketine dönen yazlıkçıları saymadık bile.
SON SÖZ: Çanakkale kapılarını herkese açtı. Ancak bu cennetin sürdürülebilir kalması için tek bir şart var: Valizinizi getirdiğiniz bu güvenli limana, lütfen ikametinizi de getirin!
Yorumlar
Kalan Karakter: