KALEM Farkıyla...

Can Cana

Can Cana

“Ucuz mal alacak kadar zengin değilim.” diye bir söz vardır. Ben severim bu sözü, hep mantıklı gelmiştir. Taa ki şu son aylara kadar. Bir ürünün kaliteden çok ucuz olması daha da ön plana çıkıyor. Mesela, bir terliği ucuza almak daha çok maliyetlidir. Çünkü çabuk eskir ve sürekli yenisini almak gerekir. Şu dönemde kaliteli ürün alabileceğimiz ve tasarruf sağlayabileceğimiz bütçelerimiz yok maalesef. Üreticisinden tüketicisine, esnafından emeklisine, öğrencisinden işçisine… Kimsenin kimseye kızacak hali de yok. Kimse “neden bu kadar pahalı?” diye soramıyor. Herkes o kadar haklı ki…
Mart enflasyonu %11.93, yıllık enflasyon %142.63 ustalık dönemi eseri (ENAG). Yaşanan bu rekor enflasyon domates yiyememekten çok daha fazlası. Enflasyon gençlerin yarınlarını çalar, toplumsal sorunları, suç oranlarını arttırır.
Kronik Enflasyon görünenden çok daha fazlasıdır. Gıdada hiledir, sağlık sorunudur, obezitedir, boşanmadır, depresyondur, geçim derdidir… Enflasyon aynı zamanda soygundur. Hırsızlık oranı azalmadı, çünkü kalan umudumuz da gözlere yansıyan ışıltıyla çalınmaya devam ediyor. Ödenemeyen kredilerin toplam ödeme süreleri içindeki oranını küçültmenin ve bunu tüm topluma ödetmenin diğer adı da soygun değil mi? Sonrası ise değindiğimden daha fazlası… Sahilde bir kafede otururken masama gelen kız 10 yaşında ya var ya yoktu. Peçete ve sakız satıyor. Saat 22.30′ du. Yatağında olması gereken saatte sokaklarda dolaşıyordu. Kızı para kazanmak zorunda bırakan şey neydi? Kendisi mi, ailesi mi, toplum mu, hükümet mi? Yaşadığımız onca olumsuz şey kaderimizden değil, seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz. 9 milyonluk İsrail, su olmayan Avara Çölü’ nde çiftlik kuruyor, üretim yapıyor, dünyaya 2 milyar dolarlık ürün ihraç edebiliyor. 85 milyonluk Türkiye, dünyanın en verimli topraklarında domates, marul, fasulye, salatalık üretip vatandaşına ucuz sebze yediremiyor. Bu durumda benzine, mazota gelen zamlar sadece arabası olanı değil yiyip, içen, ısınan, aydınlanan, tüketen herkesi etkiliyor. Belediyelerin süs olsun diye ektikleri bitkilerin yerini marul, maydanoz, dereotu gibi yeşillikler alsa fena olmayacak sanki. Belediyelerden bahsetmişken, birkaç ayda dövizi, doğalgazı iki katına, akaryakıtı, elektriği üç katına çıkaranın liyakatsizliğini görmeyip, zamları marketlerin yaptığına inanan kitle, elbette zorunlu su ve ulaşım zammı için de yanlış kişilere kızabilir. Hayvan barınağındaki olay hepimiz için gerçekten çok üzücü. Kadını, çocuğu, hayvanı, ormanı, dağları, yaşamı, suyu, toprağı yani bizlere hayat veren her şeyi korumak zorundayız. İrfan Mutluay da bu koruma güdüsüyle hareket eden biriydi. O hayvanların durumuna bizler kadar üzülen biri varsa o da İrfan Mutluay’ dır. Ormanda yapılan avcılığa hukuk çare olamıyor. Bir sürü hayvan hobi adı altında canından oluyor. Görevinden alınan yetkili de olmuyor.
Hayvan Çiftliği kitabında George Orwell şöyle diyor: “Her şey göründüğü gibi olsaydı, eline aldığın deniz suyu mavi olurdu.”
İyi haftalar.

Düşünceleriniz...

Hanife Erkan

Hanife Erkan

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST