Gelmiş zaman

KALEM Farkıyla...

Gelmiş zaman

Gelmiş zaman

Sabah uyanıyorsun, kuş seslerinin kulağa şarkı gibi geldiği bir dünyaya gözlerini açmışsın. Hayatın dakikliği, işlerin mühimliği ve ruhun unutuluşunu bir kenara bırakıp doğanın kollarında bulmuşsun kendini. Eski zaman filmlerini andıran bir hayatı düşlerken yaşadığımız koşuşturma huzurlu ve refah bir gelecek için. Peki, kimler için? Huzur çocuğumuz için mi? Yoksa refah torunlarımız için mi? Bizler bugün sağlık, gıda, eğitim vb. yönlerden geriye gidiyoruz. Sizce yeni nesilleri neler bekliyor? Nasıl bir dünya bırakılacak onlara? Doğası katledilmiş, sağlığıyla oynanmış, eğitimsiz, gıdasız… Daha işe başlamadan borç ile tanışan gençler, bir de işsizlik gerçeğiyle yüzleşiyor. Üniversite mezunu olup iş bulamayan milyonlarca genç maalesef okuduğu okulu üniversite, kendini de üniversite mezunu zannediyor. Eğitim düzeni, birbirine bağlı çalışan çarklara benziyor ve bu çarklar ne kadar sağlam olursa, düzen o kadar verimli çalışır. İyi öğretmenler, çalışkan öğrenciler, sınıflara entegre edilen yeni aygıtların eğitimi iyileştireceği düşünülür. Ancak çarklar ne kadar sağlam olursa olsun bizim düzenimiz çalışmamakta, çünkü işlevsel kusurlar var. Norveç, 1969 yılında Kuzey Denizi’ nde petrol buluyor. Petrol fonu kuruluyor ve fonun tüm gelirleri şeffaf olarak paylaşılıyor. Petrol gelirlerinin bir kuruşuna bile dokunmuyorlar. Petrol Fonu’ nun büyüklüğü 1.32 trilyon dolara kadar çıkıyor. Onlar çocuklarına servet bırakıyor. Biz çocuklarımıza ne bırakıyoruz? Müşkül bir borç…
Yaşar Kemal 1960′ taki yazısında şöyle diyor: “Çareler karşısında umutsuzluğa, karamsarlığa düşüyoruz. Biz böyle gelmiş, böyle gideriz. Düzelmeyiz. Düzelsek de, bu gidişle daha yüz yıl, yüz elli yıl ister, diyoruz. Ama dünya bizi beklemiyor, diyorlar. Beklemiyorsa ne yapalım? Hiçbir çaremiz yok ki. Elimizden bir gelen yok ki. Biz aydın olarak da bu toplumun ürünleriyiz. Deveye boynun neden eğri demişler de, nerem doğru ki, demiş. Bizim en eğri yerimiz, bence aydınlarımız, şunun adına da artık “aydın” demeyelim de “aydına benzerlerimiz”. Avrupa kitaplarından büyük laflar bellemişlerimiz. Aydın olmak için büyük laf öğrenmeyi yeter sayanlarımız.
Umutsuzluk, karamsarlık, karanlıklara ışık tutamamak, karanlıklardan kaçmak, karanlığın üstüne gidememek, onunla savaşamamak bilgisizlikten, inanamamaktan geliyor. Bilgili, olgun, gerçek aydınlar, umutsuzluğa düşmezler, umutsuzluğun üstüne çıkarlar.
Yirminci yüzyıl insanoğlu için umutsuzluk yüzyılı olamaz, bunu iyice bilirler. Bunu bilmek, buna varmak sağlam bir kültüre yönelmekle olur. Sağlam bir kültüre varmış, gerçek aydın kişi, olayların karşısında apışıp kalmaz. Geriliğin, yokluğun çaresini bilir. Bulmuştur. Çaresini bildiği, korkmadığı, kendine inancı, dünyaya, insanlara, yüzyılımıza inancı olduğu için de savaşa atılır.
Umutsuzluğumuz, karamsarlığımız, korkumuz, derdi keşfedip onun karşısında eli kolu bağlı kalmamız, yarım aydın, bencil, bilgisiz oluşumuzdandır.
Umutsuzluk geri kafalılıktan, düşünememekten doğar.”
İyi haftalar.

Düşünceleriniz...

Hanife Erkan

Hanife Erkan

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST