Kuruş Ekonomisi

KALEM Farkıyla...

Kuruş Ekonomisi

Kuruş Ekonomisi

Geçen gün kumbaramda biriken bir kuruşlarımı ayırdım. Bankamatiklerden yatırılan faturaların para üstü olarak veriliyor sadece. Başka kullanım alanına şahit olmadım. Darphanenin sitesinde tedavülde olduğu yazıyor. Bir kuruşun üretim maliyeti tabiki değerinin iki katından daha fazla.

99 kuruş gibi küsuratlı satış yapan mağazalardan para üstü talep edilmedikçe ödenmeyen bu kuruşların, birikerek büyük meblağlar oluşturduğu ortada. Nakit paranın üstü olarak kalan kuruşlar kayda girmediği için, tüm mağaza ve şubelerden yılda milyonlarca liralık kazanç elde ediliyor. Kuruş vatandaş tarafından ne yazık ki pek itibar görmüyor ama; bilinçli davranıp para üstlerinde kuruşları istemeyi öğrensek fena olmayacak. 2009’dan beridir bu şekilde fazladan ödediğimiz parayı hesaplayabilseydik, muhtemelen epey moralimiz bozulurdu. Madeni paranın hurdası, kendisinden kat kat değerli oldu. Türk Lirası’nın geldiği son noktada 17,25 TL tutarındaki, bir kilo ağırlığındaki 5 kuruşluk madeni paranın hurdacıda alış fiyatı 40 liraya kadar çıkabiliyor. 50 kuruşun maliyeti 53 kuruştan 116 kuruşa çıktı. Böyle giderse madeni paralar tedavülden kaldırılacak. 500 ve 1000 tllik banknotlar piyasaya sürülecek. Türk Lirası, Türk Lirası karşısında bile değer kaybediyor.
2009 yılında piyasaya çıkan 200 ₺ lik banknotla;2009 yılında kırmızı et 17 Kg, 2022 yılında 1,7 Kg et alınabiliyor. Dolar 15 lirayı zorluyor. Kur korumalı mevduata para yatıranlar ellerini ovuşturuyor. Yatıramayanlar da yatıranların parasını ödemek için ek iş arıyor.
İnsan doğduğu yerde doymak ister. Başka ne istesin? Yerini yurdunu köyünü bahçesini bırakmak zorunda kalmadan, beton yığınları arasından nefes almaya çalışmanın mezarına gömmeseydik keşke çiftçimizi, üreticimizi. Her şeyin başında beslenme, iyi ve temiz gıda geliyor. Destek için yapılabilecek bir sürü yöntem var. Atalık tohumlarımız kaybolmak üzere. Gıdamızı korumazsak eğer zehir ile beslenmek zorunda kalabiliriz. Üretimi desteklememek topraklarımızı, suyumuzu, soframızı her geçen gün daha fazla zehirliyor. Doğduğun yerde beslenip barınamıyorsan bir şeyler ters gidiyordur. “Hayatı geldiği gibi yaşamak lazım” deriz ya, hani yapamayız; geldiği gibi yaşamayı, ruhumuzu doyurmayı… “Çekeceğimiz varmış” der, saklanırız bir köşeye. Mutluluğu, refahı ne kadar istiyoruz? Hayatı olduğu gibi kabul etsek, nasıl olur? Yolculuğa çıktık bir kez ve geri dönüşümüz yok. Şimdiyi, anı yaşamaktan başka umudumuz kalmıyor. Yolun sonu her zaman var. Ama taşlı ama tozlu… Yolunuz açık olsun.
İyi haftalar.

Düşünceleriniz...

Hanife Erkan

Hanife Erkan

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST