“Ne yaşarsan yaşa, daima önüne bak, devam et!”

KALEM Farkıyla...

“Ne yaşarsan yaşa, daima önüne bak, devam et!”

Yağız Yılmaz’ın Haldun Dormen röportajının ikinci bölümü sizlerle… İyi okumalar!

Yağız Yılmaz: En büyük aşkınız hep tiyatro oldu değil mi?

Haldun Dormen: Evet öyle oldu. Aslında sinemacı olmak istiyordum. “İyi bir tiyatro eğitimi alıp, öyle sinemacı olayım!” diye Amerika’ya gittim. Sonra tiyatroya esir düştüm. Sinema da yaptım. En büyük aşkım, vazgeçilmezim ve tutkum hep tiyatro oldu.

Yağız Yılmaz: İşte tam da beklediğim cevap buydu. Peki ya, ustaların ustası Haldun Dormen tiyatro uğruna nelerden vazgeçti?

Haldun Dormen: Paradan, puldan… Hatta tiyatro uğruna birçok şeyi de sattım. Dairelerim vardı, onlar gitti. Babamdan kalan hemen hemen bütün mal varlığım gitti. Hiçbir zaman da arkaya bakmadım.

Yağız Yılmaz: Üzülmediniz mi?

Haldun Dormen: Yok hayır, geriye bakmam.

Yağız Yılmaz: İyi de bu bencillik değil mi?

Haldun Dormen: Evet, bencillik ama iyi bir bencillik! Ne yaşarsan yaşa, daima önüne bak, devam et.

Yağız Yılmaz: Bu cevabınız bana Göksel Abla’nın (Kortay) sizin için söylediği o cümleyi hatırlattı; “Haldun ne yaparsa yapsın, geriye bakmaz. Işığı kapatır, odadan çıkar. Asla da dönüp bakmaz. Güçlüdür o!”

“NE DENİLECEK? ELBETTE ‘ZAVALLI”

Yağız Yılmaz: Hazır konu bencilliğe gelmişken, tiyatroya gitmeyip kendilerine bencillik eden insanlarımız var. Yani bu herkese göre böyle değildir ama bana göre böyle.

Haldun Dormen: Fazlasıyla katılıyorum.

Yağız Yılmaz: O halde, soruyorum size; hayatında bir kez bile tiyatroya gitmemiş insana ne denir?

Haldun Dormen: Ne denilecek? Elbette “Vah, vah zavallı!” denir! Fakat hiçbir şey için de geç değil hayatta. Hemen gitmesi onun için iyi olur.

Yağız Yılmaz: Sizin tavsiyeniz nedir? Kültürlü bir insan ne kadar sıklıkta gitmelidir tiyatroya?

Haldun Dormen: En azından ayda bir. Tamam İstanbul’da biraz zorlaştı, eskiden Beyoğlu’ndaydı tiyatrolar. Birinde yer bulamazsan, diğerine gidiyordun. Şimdi öyle bir imkân kalmadı. Çok zor yer bulunuyor veya hiç bulunmuyor ya da nerede oynandığı bilinmiyor. Yine de bu röportaj vesile olsun… Kapın çocuklarınızı, ayda bir kere maaile tiyatroya gidin. Bunu iş edinin. Çünkü onların ufkunu açacaksınız, onlara çok başka vizyonlar kazandıracaksınız. Ailelerimiz bizi tiyatroya götürdüğü için tiyatrocu oldum ben… Bunu kendinize ve çocuklarınıza çok görmeyin.

Yağız Yılmaz: Sanatsal yolculuğumuza devam ederken, madem tiyatronun konumu üzerine konuştuk; bir de size tiyatronun bugünkü durumunu sormak isterim…

Haldun Dormen: Vallahi ben tiyatronun bugünkü durumunu çok güzel değerlendiriyorum. Bu; alternatif, genç ve küçük olan hani fazla para kazanamayan dediğim tiyatrolar; Türk tiyatrosunun ümidi. Yeni yazarlar çıkıyor. Yazar olmadan da Türk tiyatrosundan bahsetmek çok zor. Parlak genç yönetmenler çıkıyor. 25-35 yaşlarında. Duymadığınız isimler bayağı parlak oyunlar yazıyor. Bunlar ileriki zamanda tiyatronun temel taşı olacaktır.

Yağız Yılmaz: Peki ya oyuncular? Genç nesli, yeni oyuncuları nasıl buluyorsunuz?

Haldun Dormen: Olağanüstüler! Hele ki onlarla çalışıyor olmak, harika bir duydu. Sizler iyi ki varsınız! Atatürk ne demiş… “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız… Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.” Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Hem ülke olarak geleceğimiz hem de tiyatro kültürümüz gelecek nesilde, sizlerde!

“BURUNLARI BİR KARIŞ HAVADA OLUNCA ÇABUK UNUTULUYORLAR, TEVAZU ÇOK ÖNEMLİ!”

Yağız Yılmaz: Var olun! Peki; genç oyuncularımıza, bu mesleğe yeni adım atanlara, bu hususta söyleyeceğiniz bir şeyler var mı? Bir tavsiye?

Haldun Dormen: Gençlere tavsiyem bu işi yapacaklarsa yapsınlar, çok güzel bir iş çünkü. Ama gerçekten seviyorlarsa yapsınlar. “Aman yaparım!” demekle olmuyor, bir şeyde oynuyorlar, kendilerini bir şey sanıyorlar. Şımarıyorlar… Halbuki bazıları hakikaten hiçbir şey değiller. Bu yaşta ben hâlâ bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. İnan bana… Burunları bir karış havada olunca çabuk unutuluyorlar. Tevazu çok önemli. Bizim işimizde çok az insan mütevazı maalesef.

“BEN KAZANIYORUM, BENİM HAYATIM İYİ”

Yağız Yılmaz: Onlara çok güzel bir mesaj verdiniz aslında. Anlayana… Gözlerinizde bu mesleğin maneviyatını çok iyi görebiliyorum. Lakin birazda mesleğin maddiyat ile olan bağına değinmek isterim… Sizce tiyatrodan çok fazla para kazanılmamasının sebebi nedir?

Haldun Dormen: Çünkü tiyatro masraflı bir iş. Belli bir seyirciye hitap ediyor. Hele ki şimdi de küçük tiyatrolarda oynuyorlar. 50-100 kişilik tiyatrolar bunlar… 5 kişi oynarlarsa ne kadar kazanacaklar? Yani bir de her gün tamamen dolmuyor. Beni soracak olursan ben kazanıyorum, benim hayatım iyi. Yaşım geçtiği, belirli bir konuma geldiğim için olsa gerek. İlk zamanlarımda bende cebim bomboş sahne sahne geziyordum.

Yağız Yılmaz: “Benim hayatım iyi.” dediniz. Gerçekten öyle mi? İstediğiniz hayatı yaşayabildiniz mi?

Haldun Dormen: Elbette -ki hâlâ yaşıyorum. Kendi çapımda, dış ülkelere de sesimi duyurdum. Londra’ya üç kere oyun götürdüm. Bir keresinde Londra’yı 31 gün dolaştık. Yıldız Kenter, Nevra Serezli ve Kerem Yılmazer ile birlikte. Çok güzel günlerdi, İngilizce oynadık hem de. İlk defa yabancı bir grup kendi oyunlarını İngilizce oynuyordu İngiltere’de. Ama kimse üstünde bile durmadı. Hatta o zaman Kültür Bakanlığı, “Bana ne! Türkçe oynamadınız ki, İngilizce oynadınız…” dedi.

“MUHSİN ERTUĞRUL ÇOK KÖTÜ BİR YÖNETMENDİ”

Yağız Yılmaz: Ne kadar da üzücü, yıpratıcı ve şaşırtıcı bir durum… Hemen konuyu değiştiriyorum ve henüz oynamadığınız, hayalinizde olan bir rol var mı diye soruyorum size?

Haldun Dormen: Şanslıyım ki öyle bir şey yok. Kendi tiyatrom olduğu için bu yaşta da istediğimi oynayabildiğim için hiç öyle bir durumla karşılaşmadım. Ama nefret ederken oynadıklarım var. Mesela “Don Kişot”, “Hamlet” oyunlarında nefret ederken oynadım.

Yağız Yılmaz: Neden?

Haldun Dormen: Reji iyi değildi. Muhsin Ertuğrul iyi bir rejisör değildi. İyi bir tiyatrocu, ancak çok kötü bir yönetmendi. Oyun, berbat bir prodüksiyondu. Kadro iyiydi ama nefret ederek gidiyordum. Allah’tan 25 temsille kalktı. Sevmediğiniz bir oyunda oynamak çok zor çünkü, bunu sen de çok iyi bilirsin…

Yağız Yılmaz: Peki ya en çok sevdiğiniz, oynamaktan büyük zevk aldığınız oyun hangisi?

Haldun Dormen: Şahane Züğürtler.

“SELAM, SUFLÖR, KOSTÜM…”

Yağız Yılmaz: Tahmin etmiştim! Öyleyse sahneler adına yıllarca hayatından ödün vermiş Haldun Dormen sahnelerde nelerin değişimine sebep oldu?

Haldun Dormen: Güzel soru… Cep tiyatrosunda selam diye şey yoktu. En son sahnede kim varsa, o selam verir giderdi. Başrol oynayan son perdenin başında ölmüşse, çoktan gitmiş olurdu evine. Saçmalığa bak! Ben, bunu değiştirdim. Suflörü kaldırdım. Herkesin ezberini yapmasını şart koştum. Modern oyunlarda, herkes ne isterse onu giyerdi, evde ne varsa… Artık köstümden sorumlu biri olacağını söyledim.

“NE YAPIYOR BU ADAM?!”

Yağız Yılmaz: Ve Dormen Tiyatrosu!

Heyecanla beklediğim bölüme geldik; Dormen Tiyatrosu’ndan konuşmak istiyorum. Türk tiyatrosunun milatlarından olan ve yine Türk tiyatrosunu bugünlere taşımamıza ev sahipliği yapmış bir yerden… Nasıl bir efsaneydi Dormen Tiyatrosu? Nasıl kuruldu, neden kapandı, neler yaptı ve belki de bizim bilmediğimiz nice olay örgüleri… Bizlere anlatır mısınız?

Haldun Dormen: Öncelikle bu soru akabinde yıllardır açıklamak isteyip de açıklayamadığım bir şeyi açıklamak istiyorum izninle… Çok talihsiz bir şey oldu. Çünkü beni herkes durmuş, oturmuş, mükemmel bir aktör olarak bekliyordu. Halbuki ben genç, deneyim kazanmaya çalışan bir oyuncuydum. Reklamım yapılmıştı. İnsanlar karşılarında deneyimsiz bir oyuncu görünce çok şaşırdılar. Küçük Sahne’de “Cinayet Var” piyesinde ilk rolümü oynuyordum. Türk tiyatrosunu daha iyi tanıyıp, deneyim kazandıktan sonra kendi tiyatromu kurmaya karar vermiştim. O sırada Erol Günaydın, Mümtaz Zeytinoğlu Ve Tuncay Çavdar’dan oluşan bir genç grup, küçük sahneye gelip, beni kurmuş oldukları; Tiyatro Derneği sahnesine bir piyes koymam için davet ettiler. Bu teklif çok hoşuma gitti.

İlk olarak onlarla Bebek’teki (Bugün yerinde yeller istiyor.) Galatasaray Kulübü’nde Duygu Sağıroğlu’nun dekorlarını yaptığı “Gülünç Kibarları” sahneye koyduk. Çok büyük ilgi gördü. Etkili mizanseni vardı; zira o güne kadar Türkiye’de mizansen önemli değildi, üstelik gençler oynuyordu. Bu oyunun gördüğü büyük ilgiden cesaret alarak Tiyatro Derneği’nin bulunduğu apartman katının bir duvarını yıktırarak salona küçük bir sahne ilave ettik. Bunu yapmamızda tiyatroyu çok seven bir mimar arkadaşımızın büyük yardımı oldu. Salonumuz 50 kişi seyirci alıyordu. Oradan buradan para topladık perdesini, platformlarını yaptık. Amatör gençlerden oluşan bir topluluktu. Ama olay oldu! Tiyatromuzun adı Cep Tiyatrosu’ydu. O zamanlarda bu tiyatroya gitmek bir şıklık haline gelmişti. Yani entellektüeller ve sosyete arasında böyle görülmeye başlanmıştı. Biz de yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu anlamıştık. Arkasından bir sene sonra “Kırmızı Biberler” ve “Bir Evlenme”yi sahneye koyduk. Daha sonradan”Anfitriyon” ve “Kaygısız”ı sahneledik. Benim oradaki faaliyetim üç yıl devam etti. Orada bir de tiyatro kursu açmıştık. Bu kurstan bir çok tiyatro entelektüeli ve sanatçısı yetişti. Erol Günaydın, Erol Keskin, Nejat Ayberk, Yılmaz Gruda, Altan Erbulak…

Yağız Yılmaz: Yılmaz Güney?

Haldun Dormen: Doğru ya, bu isimler arasında Yılmaz Güney de vardı.; pek çok sanatçıya bir tiyatro sıçrama tahtası oldu bu platform.

Yağız Yılmaz: Kadro nasıl oluştu?

Haldun Dormen: 1957 yılında Dormen Tiyatrosu’nu kurduğumuz zaman bütün kadromu Cep Tiyatrosu sanatçılarından oluşturmuştum hatta büyük taarruzlara maruz kalmıştım. Cep Tiyatrosu’nda bizleri göklere çıkartan basın tarafından bir derginin kapağında “Ne yapıyor bu adam?!” başlığı yer alıyordu. Hakikaten büyük cesaretti benim yaptığım fakat yavaş yavaş kendimizi kanıtlamaya başlamıştık, beş yıl sahnede çalıştık.

Yağız Yılmaz: Peki ya sonrasında Küçük Sahne ne oldu?

Haldun Dormen: Küçük Sahne’yi ben almıştım daha sonra eski Ses Tiyatrosu’nu restore ederek oraya geçtik. On yıl da orada oyunlarımızı sergilemeye devam ettik ve böylece artık Dormen Tiyatrosu tanınmış hale gelmişti. Aslında Dormen Tiyatrosu ilk defa Süreyya Sineması’nda “Papaz Kaçtı” oyunu ile 22 Ağustos 1955’te perdesini açmıştı o zaman yerimiz yurdumuz yoktu. Ayfer Feray ve Erol Günaydın rol almışlardı, ben bu çalışmayı orada burada oynamak için yapmıştım. O zamanlar adetti. Kadıköy’de, Suadiye’de ve Pendik’te açık hava sinemalarında oynanırdı oyunlar. Ben sonra askere gittim. 1957’de Küçük Sahne bana teklif edilince Cep Tiyatrosu’ndan (Dormen Tiyatrosu’ndan) Erol Günaydın, Ayfer Feray gibi sanatçıları oraya transfer ettim. Nisa Serezli de 1960’ta katılmıştı bize, “Zafer Madalyası” ile. Bu insanlar yavaş yavaş kendilerini kanıtladılar, Türk tiyatrosunun önemli isimleri oldular.

Daha sonra da Erol Keskin ve Gülriz Sururi katıldılar… Şimdi gerilere bakınca o zaman bu kişiler ünlü değildiler ama şimdi birer şöhret oldular bir kaç kişi hariç. Adı geçmiş iken Gülriz Sururi’yi rahmetle anıyorum. Çok değerli bir sanatçıydı. Ve biraz günümüze dönecek olursak; şimdi örneğin ben yolda yürürken bir subay yaklaşıyor bana, “Efendim ben Dormen Tiyatrosu’nun oyunlarını hiç kaçırmazdım, üniversite öğrencisiydim ve onlarla büyüdüm” diyor.

Röportajın devamı yarın…

Düşünceleriniz...

Haber Merkezi

Haber Merkezi

Çanakkale Kalem Gazetesi Haber Merkezi...

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST