Salgın Halleri (Hikaye)

KALEM Farkıyla...

Salgın Halleri (Hikaye)

Salgın Halleri (Hikaye)

Bom boş sokaklarda arada bir uzaktan gelen bir araç sesi kulaklara zar zor ulaşırken, ağaçlar çoktan çiçeklerini açmış, hatta bazı ağaçlar çiçeğini döküp mayıs ayına yetiştireceği meyvesi için filiz vermeye bile koyulmuştu. Tüm ağaçlar İyiden iyiye kendisini hissettiren bahara güzide kokularıyla katkıda bulunuyorlardı.

“Şu güzelim ilk bahar mevsimi geldiği halde evden çıkamamak ne fena bir işkence. Şu kıran günleri bir bitsin öyle güzel öyle coşkuyla gezeceğim, yaşamın tadını öyle bir çıkaracağım ki herkes görsün” diye düşünen Ahmet, geçen yıl merdivenden düşüp fena bir travma atlatıp, omzunu sakatladığında da aynı şeyleri düşünmüş, sonra kendine verdiği sözleri iyileşir iyileşmez unutmuştu. “ İnsan oğlu bu. Çiğ süt emmiş, nankör. Musibetlerden ders çıkarmadığı gibi iyiliğin kıymetini de bilmez hiç” dedi içinden. Hele elindekinin kıymetini anlaması için kuş misali uçup gitmesine ne demeliydi. Sonra da o kuşu arkadan seyredip yakalamaya kalkışılırdı. Ya ağzıyla kuş tutsa fayda etmeyeceklere ne demeliydi. Bu nasıl bir yargıdır. Nasıl bir gemi yakmaktır geri dönüşü imkansızlaşsın diye mi? Hem de böylesine tutkulu. Tutkulu olmalı elbet. Hele bir olmasın varlığın, yokluğun, bütün onca şeyin anlamı kalır mıydı hiç? Besbelli bütün bunlar gene kendisi için. Bencilliğinden ve aymazlığından.

Malum virüsten mütevellit camiler de toplu olarak kılınan namazlar yasaklandığından, namaza gidemeyen, arkadaşlarıyla görüşüp, iki çift lakırdının belini kıramayan Muhterem bey, evinde oturmuş ajansları seyrederken “oh olsun” dedi. “Bu insanlara az bile. Yaradanlarını unuttular. Zaten epeydir gözlerine görünecek vardı bu insanların. Bunlar hep Amerikan oyunları. Siyonist tuzakları bunlar…” derken ağızından çıkan tükürük önündeki meyve tabağına kadar geldi. Gördün mü bak şimdi kendileri buluyorlar belayı. Fakirleri, inançlıları hor görmek neymiş anlasınlar. Allah’ın hikmetinden sual edilmez” diye homurdandı. Divanın üstüne bağdaş kurmuş tespihi elinde bir yandan da çayını yudumluyordu. Tv.deki haberlerde ülkemize salgının umre yapanlarca getirildiğini duyunca derin bir tefekküre daldı. Sonra hanım şu çayı tazele diye eşine seslenip düşüncesini dağıttı.

Serilen mis kokulu çamaşırlar toplandıktan sonra çamaşır ipinde kalmış rüzgarda titreyen mandallar gibi elektrik tellerine sıralanmış baharı haber eden kırlangıçlar. Bahar şenliği afişini andırıyorlardı. Bir yerlerde dağ laleleri, acı filizler, papatyalar boy atmış ılık nisan yelinde ileri geri salınıyor olmalıydılar.
Bir çok evden yeni pişmiş taze ekmek kokuları tütüyordu Pazar sabahı. Her günümüz Pazar günü gibi, tatil günü gibi, günümüzü şaşırdık doğrusu dedi Hasan’ın eşi bir yandan da fırından ekmeğini çıkarıyordu. Ekmeği ekoseli pamuklu bir sofra bezine sarmaladı. Sonra kahvesini yaptı. Oturma odasına geçip ayaklarını uzatarak sosyal paylaşım sitelerine göz attı. Kahvesini yudumladı. Kahvenin çiğ, acı, aroması odayı sardı. Takip ettiği bazı youtuberlara güldü. Onlardan duyduklarını kesinliğine emin olmasa da başka sosyal medya guruplarında paylaştı. Üzerindeki gri eşofmanın kırışığı üzerine konan sineği elinin tersiyle kovdu. Bir süredir evde kalmak durumunda olan işe gidemeyen eşine evi kirletti diye sitem etti. Ama gene de şikayet ettiği kocasına güldüğü videoları izletmekten geri durmadı. Kocası da çok beğenmediği halde memnuniyetsiz bir şekilde karısının beğenilerini onaylamış gibi yaptı. (Hikayeler devam edecek) hoşça kalın.

Düşünceleriniz...

Ahmet Sayar

Ahmet Sayar

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST