Sıkıntı ve ütopya

KALEM Farkıyla...

Sıkıntı ve ütopya

Sıkıntı ve ütopya

Bugün yağmurlu ve serin bir sonbahara uyandım. Kaldırımlarda kızıl güvez mor salkım yaprakları öbeklenmiş. Öğretmenler gününden bir gün önce çocuklarla çok özel bir etkinlikte buluşmuş olmanın heyecanı halen üzerimde. Akşam saatlerinde özel bir hacetim gereği de olsa annemi görmeye gideceğim. Orası çocukluğumdan bu yana hiç değişmediğinden ne zaman gitsem garip bir zamanda yolculuk yaşıyorum. Köye girişte beni karşılayacak zeytin yağı kokularının yanına kadar gideceğiz bu defa. Zeytin yağı almaya. Acaba anneme giderken ne götürsem. Kendine sorsam katiyen bir şey istemez. Aranmak sorulmak bile yetiyor onlara. Çok seviniyorlar. Hele gelinleri arayınca…
Herkesin dilinde, doların malum durumundan kaynaklı şakalar var. İnsanlar başa çıkamadıkları şeylerle alay etmekte ustalaşıyorlar. Hele bunun bazen yeni akım medyada yarış haline geldiği bile oluyor. Evvel zamanlarda da başa çıkılamayan şeylere tapılıyormuş. Doğayla yaşadığı her sorunun karşısında bir tanrı bulduğu dönemler olmuş insanlığın. Şu sıralar Odiseus’u okuyor olmam, her bir şeyi kadim bağlamlarla anlama galesi yaratıyor bende. Emeğin, evrensel ölçekteki ‘değerler’ karşısındaki itibarsızlığı, herkesi oldukça endişelendirirken, gerçek değer nedir diye sorgulamak kaçınılmaz oldu. Baudrillard’ın dediği gibi (her şey aslında marka değeri) olsa da durum aşikar ve etkisi oldukça hissedilir derecede. Kış geliyor. Yaşam şartları daha da çetinleşti. Yaşlı bir amca geldi her zaman uğradığım çay ocağına. Ekmek ve sigara bile alamıyorum dedi. İnanır mısınız yirmi lira bulamadım bu gün diye devam etti. His istismarı yapan ya da dilenen biri olmadığı, onu her dem tanıyan çaycının tavrından da belli. Ne demek abicim bizim çayımız var. Sana para mı sorduk deyince ben de sigara paketimi bıraktım yanına. Bende bir tane daha var iki paket almıştım al sonra verirsin deyip kalktım. Şu pandemi dönemi bizi daha da hassas yaptı galiba. Bazı hasletlerimizi ortaya çıkardığı kesin. Dünya donsa, buz çağına girsek, şirinler gibi bir ütopyada yaşayacağız belki de.
Yağmur yavaştan dinse de her yer hala ıslak. Güvez, mor salkım yaprakları artık yerle yeksan oldular çamurlu su altında. Ama sonrasında güneşin açacağını ve taptaze yaprakların defalarca yeşerip, sonra kızarıp her yeri süsleyeceklerini nasıl olsa biliyoruz. Hoşça kalın.

Düşünceleriniz...

Ahmet Sayar

Ahmet Sayar

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST