Ruhun Prangaları Sınırda Kalır: Limnos Yolculuğu Başlıyor
İnsanın içinde hiç susmayan bir ses vardır. Sizi sürekli disipline eden, "onu öyle yapma, bunu böyle söyleme, fazla açılma" diye fısıldayan, adeta gardiyanlık yapan o kafa...
İşte o kafa, pasaportunuza bir mühür vurulup da (mühür de yok artık) sınırın öte yakasına geçtiğiniz an birdenbire şekil değiştiriyor. Sınırları aşmak, aslında sadece coğrafi bir yer değiştirme değil; sizi içten içe yiyip bitiren o görünmez bağların çözülmesidir.
"Bir kere gittin, bir daha niye gidiyorsun?" diyenlere verilecek en esaslı cevap da budur: Sınırın öte yanında başka bir "ben" var ve o ben, çok daha özgür nefes alıyor.
13 Haziran tarihi bu yüzden önemli. Çanakkale’den Limnos’a (Limni) hızlı feribot seferleri başlıyor. Sosyal medyada "pahalı olur, o yol bitmez, tutmaz bu iş" diye mırıldananlara kulak asmayın.

Yunanlılar deniz işlerinde çok başarılı.. Biz bu filmi yıllar önce Kepez limanından kalkan Gestaş deniz otobüsünde yaşadık, adayı keşfettik.
Yunanlılar geldi, biz gittik; bir köprü kuruldu. Şimdi o köprü yeniden inşa ediliyor. Üstelik kapıda vize kolaylığı, randevu peşinde koşan seyahat tutkunları için tam bir can simidi.
Gökçeada’nın İki Katı Bir BDev: Bozkırın Ortasındaki Huzur
Limnos öyle küçük, butik, her köşesinden begonvil sarkan şirin Yunan adalarına benzemiyor, önce bunu bilin. Gökçeada’nın neredeyse iki katı büyüklüğünde, devasa bir kara parçası. Uluslararası havalimanı olan, kendi kendine yeten, hatta biraz da "sert" bir coğrafyadır.
Eğer "ormana dalayım, ağaç gölgesinde piknik yapayım" hayalleriniz varsa, şimdiden söyleyeyim: Boşuna gitmeyin. Limnos bir bozkırdır. Ama bu bozkırın içinde rüzgarın binlerce yılda oyduğu kayaçlar, çok ilginçtir "Çöl Kumu" çölü ve derin bir tarih saklıdır.
Adada bizi ilgilendiren en hüzünlü ve önemli duraklardan biri Niyazi Mısri’nin türbesidir.
(Bu haberi mutlaka okuyun, Niyazi Mısri'nin düşüncelerinin nasıl sınırların ötesinde olduğuna tanık olacaksınız) Camisi zamana yenik düşüp yok olsa da, türbe tüm bakımsızlığına ve trajik yalnızlığına rağmen orada, bir devrin şahidi olarak duruyor. Onu ziyaret etmeden dönmek, bu toprakların ruhuna ayıp etmek olur. (ziyaret edilecek bir durum yok ama olsun yine de duvarına elinizi sürmek, tarihe dokunmak önemli bir ayrıntıdır, giderseniz ihmal etmeyin; hatta belki bu ziyaretler sayesinde belki bir babayiğit çıkar türbeyi restore ettirir, ziyarete açtırır)
Cüzdanınıza Kıyak Geçecek "Kripto" Bilet Taktiği
Gelelim işin mutfak kısmına, yani maliyete. Bizim tarafta feribot bilet fiyatlarını gördüğünüzde eliniz titreyebilir: Gidiş-dönüş 150 Euro. "E hani ekonomik olacaktı?" dediğinizi duyar gibiyim. İşte burada devreye yıllar önce Midilli ve Sakız’da keşfettiğimiz o "kripto" bilgi giriyor.

Yunan tarafında bilet fiyatları bizimle aynı değil. Onlarda gidiş-dönüş 110 Euro civarında. Yani tek yön bizde 75 Euro iken, adadan aldığınızda 55 Euro’ya düşüyor. Eğer sık gidecekseniz ya da dönüşünüzü oradan ayarlayabiliyorsanız, biletinizi karşı kıyıdan almak cüzdanınızdaki o baskıyı biraz olsun hafifletecektir.
Ada büyük olduğu için ayağınızı yerden kesecek bir araca mutlaka ihtiyacınız olacak. Lüks aramayın, en pratik ve ekonomik olanı bir scooter kiralamaktır. Limandaki kiralama ofislerinde pazarlık yapmaktan çekinmeyin; otelcisinden araç kiralayanına kadar herkesle ortak bir noktada buluşmak mümkün.

Gurme Durakları: Barbun mu, Kuzu mu?
Limnos’ta yemek kültürü, ana karanın o pahalı ve turistik restoranlarından çok daha samimi. Dedeağaç’ta bir masaya oturduğunuzda barbun balığının kilosuna 80 Euro yazarlar ama Limnos’un iç kesimlerinde, o gerçek ada tavernalarında aynı balığı 50 Euro’ya, hem de en tazesinden bulursunuz.
Size bir dost tavsiyesi: Denize girdiğiniz plajın kafesinde akşam yemeği yemeyin. Gerçek lezzet için adanın kalbine, köy içlerine doğru yol alın. Biz yerli halkın önerisiyle Taverna Man Tella’yı tercih etmiştik ve tek kelimeyle isabet oldu.
Fiyatlar ana karadan bile ucuz, lezzet ise Osmanlı’dan kalma bir miras gibi tanıdık. Alternatif arayanlar için O Meraklis de çok övülüyor; bir daha gidersek; ki gideriz bizim de rotamız orası olacak.

Ancak huylananlar için bir uyarı: Adada domuz eti kullanımı çok yaygın, sipariş verirken bu detayı atlamayın. Hoş, size kimse bilerek ve isteyerek domuz önermez ve vermez. Ammaaa o meşhur kuzu yemeklerini mutlaka deneyin. Biraz Cağ Kebabı, biraz kokoreç gibi sarılan kuzu çevirme sizi baştan çıkarabilir. Laf aramızda o kadar yol gitmişken güneşte kurutulmuş zeytin yağına yatırılmış, kekikle süslenmiş ahtapot ızgara yemeden dönmek ikinci ayıp olur. Tabi yanında ızgara kalamarı unutursanız o da son ayıp olur ki; bize yakışmaz.
Özgürlüğün Uç Noktası: Semadirek (Samothraki)
"Yok kardeşim, ben bozkır istemiyorum; ben şöyle kumlara yayılıp gözüm gönlüm açılsın, daha özgür bir ortam arıyorum" derseniz, rotayı Limnos’tan veya Dedeağaç’tan geçebileceğiniz Semadirek adasına kırmalısınız. Semadirek, Limnos’un aksine vahşi bir bitki ve orman örtüsüne sahip. Büyüleyici şelalelere yürümek ise heyecan verici.

Hadi bir de bonus verelim. Şelalelerde kadını erkeği anadan doğma yüzüyor. Siz nasıl yüzersiniz orasını bilemeyiz ama vaziyet bu. .
Burada çıplaklık, özellikle şelale bölgelerinde son derece doğal karşılanıyor. İnsanların üzerindeki toplumsal baskıyı o serin suların altında nasıl bıraktığını görmek şaşırtıcı olabilir; hatta bazıları için heyecan verici...
Zamanın biraz yavaş aktığı bir yerdir Semadirek. Bitki örtüsü o kadar etkileyicidir ki, kendinizi bir Ege adasında değil de bir masal diyarında hissedebilirsiniz. Asırlık çınar ağaçları, kamp alanları ile gerçekten görülesi, kafa dinlenesi bir ada Semadirek.
Yeniden Limnos'a dönelim. Şimdilik rotamızda Limnos var. Kapıda vize alacaklar, bir hafta 10 gün önceden mutlaka başvurusunu yapmalı. Seyahat acentaları bunu sizin yerinize yapıyor. Sanırım ücreti de 80 euro civarnında diye söyleniyor.

Gitmekten Korkmayın
Dünya sadece bizim gördüğümüz sınırlardan ibaret değil. Sık sık gidin; hiç olmazsa hayatınızda bir kez bu sınırları aşın. Göreceksiniz ki, pasaport kontrolünden geçtikten sonra sadece başka bir ülkeye değil, kendi içinizdeki daha özgür bir odaya giriş yapacaksınız. Limnos sizin için bir başlangıç olabilir; bozkırın ortasında, rüzgarın oyduğu kayaların arasında kendinizi bulma yolculuğudur.
13 Haziran’da o feribot kalkacak; o feribotta mutlaka yeriniz olsun...
EDiTÖRÜN NOTU: Semadirek adasına ayrı bir parantez açacağız. Bize yakın olup da en ilgi çekici ada hiç kuşkusuz semadirek. Mutlaka keşfedilmeli; dünyanın en kokulu elmasının tadına bakılmalı. Semaderik'te buluşalım.

Yorumlar
Kalan Karakter: