Çanakkale'nin kaderi biraz da Boğaz'ın sularına bağlıdır. Bu şehirde yaşayan herkes bilir ki, karşı kıyıya geçmek bazen ekmek parasıdır, bazen okul yoludur, bazen hastane randevusu, bazen de aile hasretidir. Feribot burada bir tercih değil, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır.
İşte bu yüzden GESTAŞ'ın aldığı her karar, yalnızca bir şirket kararı değildir. O karar, sabah işe yetişmeye çalışan işçiyi de etkiler, öğrenciyi de, çiftçiyi de, esnafı da, emekliyi de...
Son yıllarda neredeyse alışkanlık haline gelen tarife artışları yine tartışılıyor. Gerekçe belli: Artan akaryakıt fiyatları, bakım giderleri, personel maliyetleri... Bunlar elbette inkar edilemez gerçekler. Ancak vatandaşın da başka bir gerçeği var. Maaşı aynı hızla artmıyor, emekli aylığı aynı hızla yükselmiyor, esnafın kazancı aynı oranda büyümüyor.
Bugün birçok kişi, karşı kıyıya geçmeden önce cebindeki paraya bakıyor. Bir zamanlar sıradan bir yolculuk olan feribot seferi, artık aile bütçesinde hesap yapılması gereken bir kalem haline geldi. Bu durum, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorundur.
Çanakkale gibi denizle iç içe yaşayan bir kentte ulaşım, lüks değil temel bir haktır. İnsanların yaşadıkları şehir içinde hareket edebilmesi, ekonomik kaygılar nedeniyle zorlaşmamalıdır.
Üstelik mesele sadece ücret de değil. Yaz aylarında uzayan araç kuyrukları, yoğun saatlerde yaşanan beklemeler ve zaman zaman vatandaşın bilgiye ulaşmakta yaşadığı sıkıntılar da yıllardır konuşuluyor. Her sezon aynı sorunları konuşuyorsak, artık bunlara "alışmak" yerine "çözmek" gerekmiyor mu?
Vatandaşın beklentisi çok büyük değil. Kimse zararına hizmet verilmesini istemiyor. Kimse imkansız taleplerde bulunmuyor. İnsanlar sadece ödediği ücretin karşılığında hızlı, planlı, kaliteli ve ulaşılabilir bir hizmet bekliyor.
Aksi halde günü birlik tatili işkenceye çevirebiliyoruz.
Düzenli olarak Boğaz'ı kullanan çalışanlar, öğrenciler ve üreticiler daha fazla düşünülmeli.
Yoğun yaz sezonuna yönelik kalıcı çözümler neden her yıl yeniden tartışılıyor?
Anlaşılan köprü de kesin bir çözüm olmadı.
Şeffaflık sadece maliyetleri açıklamakla mı olur, yoksa vatandaşın önerilerini dinlemekle de mi?
Bu soruların cevabı yalnızca GESTAŞ'ı değil, Çanakkale'nin geleceğini de ilgilendiriyor. Çünkü ulaşım pahalılaştığında sadece bir biletin fiyatı artmaz; ticaret yavaşlar, turizm etkilenir, sosyal hayat daralır. İnsanlar daha az seyahat eder, daha az alışveriş yapar, daha az bir araya gelir.
Çanakkale, "geçilmez" sözüyle tarihe geçti. Ama bugün kimsenin söylemek istemediği başka bir cümle oluşuyor: "Geçmek zor."
Oysa bu kent, insanına zorluk çıkarmak yerine kolaylık sunmalıdır. Boğaz, iki yakayı ayıran bir engel değil, birleştiren bir değer olmalıdır.
GESTAŞ'ın görevi yalnızca feribot işletmek değildir. Bu kentin yaşam ritmini taşımaktır. Bunu yaparken bilanço kadar vatandaşın nefesini de hesaba katmak gerekir. Çünkü rakamlar düzelebilir; ama kırılan güveni onarmak çok daha zordur.
Çünkü bir kentin gücü, yalnızca feribotlarının kaç sefer yaptığıyla değil, o feribota binen insanların yolculuğu ne kadar huzur içinde yapabildiğiyle ölçülür.
Fırsatçı martıların karbonhidrat bağımlısı olmasına neden olduğumuz yetmezmiş gibi birde feribotun üst katlarından nimet dediğimiz ekmek parçalarını her yere saçıyoruz. Feribotun yerlerine, yolcuların kafasına, arabaların üstüne ve ayak altlarına...
Aslında ulaşım meselesi yalnızca Boğaz'ı geçmekten ibarette değil. Çanakkale'nin merkezinde yaşayanlar da her gün farklı bir ulaşım sınavı veriyor. Şehir içi toplu taşımada yaşanan yoğunluk, bazı hatlarda sefer sayılarının yetersiz kalması, özellikle yaz aylarında artan trafik ve otopark sorunu vatandaşın günlük yaşamını zorlaştırıyor. İşe yetişmeye çalışan da, hastaneye giden de zaman zaman aynı sıkıntıları yaşıyor.
Çanakkale büyüyor, nüfusu artıyor, turist sayısı her geçen yıl yükseliyor. Ancak ulaşım altyapısı bu büyümeye aynı hızla ayak uydurabiliyor mu? Asıl tartışılması gereken konu da budur. Çünkü ulaşım bir bütündür. İskelede yaşanan aksaklık da şehir merkezindeki trafik de aynı zincirin halkalarıdır.
Bugün feribot ücretlerini konuşuyoruz, yarın şehir içi otobüsleri konuşacağız, ertesi gün otopark sorununu... Oysa vatandaşın beklentisi tek tek sorunların değil, ulaşımın bir bütün olarak ele alınmasıdır. Çanakkale'nin geleceği planlanırken sadece yeni yollar değil, insanların daha kısa sürede, daha ekonomik ve daha konforlu ulaşabileceği bir sistem de inşa edilmelidir.
Bir şehirde ulaşım zorlaştığında insanlar sadece zaman kaybetmez; sabrını, enerjisini ve yaşam kalitesini de kaybeder. Bu nedenle ulaşımı sadece kilometre ya da ücret hesabıyla değerlendirmek eksik kalır. Ulaşım, aynı zamanda yaşam kalitesinin en önemli göstergelerinden biridir.
Sonuç olarak mesele sadece GESTAŞ değildir. Mesele, Çanakkale'de ulaşımın giderek daha fazla konuşulan ama bir türlü köklü çözümler üretilemeyen bir sorun haline gelmesidir.
Boğazı geçmek isteyen feribot ücretini düşünüyor, şehir içinde yolculuk yapmak isteyen otobüsün saatini hesaplıyor, direksiyon başına geçen ise trafik ve otopark sorunuyla mücadele ediyor. Kent büyüyor ama ulaşımın yükü de her geçen gün vatandaşın omuzlarına biraz daha biniyor.
Oysa ulaşım, vatandaşın her gün yeniden sınava girdiği bir alan olmamalıdır. İnsanlar evden çıkarken "Acaba yetişebilecek miyim?", "Acaba ne kadar bekleyeceğim?", "Acaba bu yolculuk bana kaça mal olacak?" diye düşünmemelidir. Modern şehirler, insanın hayatını kolaylaştırmak için planlanır; zorlaştırmak için değil.
Çanakkale'nin yöneticileri ulaşımı sadece bugünün değil, önümüzdeki 10-20 yılın ihtiyacına göre planlamak zorundadır. Feribotlar, şehir içi otobüsleri, bisiklet yolları, otoparklar ve trafik yönetimi birbirinden bağımsız değil, aynı sistemin parçalarıdır. Birindeki aksama diğerini de etkiler.
Bu kentin insanı, her sabah yeni bir ulaşım mücadelesi vermeyi değil; güvenli, ekonomik, düzenli ve erişilebilir bir şehirde yaşamayı hak etmiyor mu?
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: