KALEM Farkıyla...

Yazık

Yazık

Mart seçimlerinin son etabı bu hafta sonu tamamlanacak. 23 Haziran akşamı ak koyun kara koyun belli olacak ve İstanbul’u beş yıl süreyle yönetecek isim belli olacak. Pazar gecesi iki adayı izledik canlı yayında. Deyim yerindeyse kozlarını paylaştılar. Evet, deyim yerindeyse, bence deyim yerinde değil, kozlarını falan paylaşmadılar hatta bana göre birbirleriyle kozlaşacak hiçbir şeyleri de yoktu ellerinde. Yani bence iki adayda İstanbul için yeterli değil.
Binali Yıldırım Başbakanlık yaptı bu ülkede, doğru ama İstanbul apayrı bir konumda. Hem hükümeti yönetmek siyaseten yapılan bir görevdir oysa ki bir kenti yönetmek hele hele İstanbul gibi bir dünya metropolünü yönetmek siyaseten değil, top yekun bir kucaklama ile olur. Ben kendisinde gereken enerjiyi, gereken heyecanı göremedim. Dinamik bir başkan adayı görüntüsünde değildi Binali Yıldırım.
Ekrem İmamoğlu’na gelince; hani o meydanlarda ki mütevazi, dili yalın, halkın içinden gelen görüntüsü ekrana hiç yansımadı. Yılların kurt politikacısı edasıyla oturdu koltukta. Oysa ki, halk O’nu içinden çıkmış bir halk adamı olarak görmüş ve sevmişti. Yapacağını planladığı icraatlarına dair sözler verdi diğer aday gibi, farklılık yaratamadı. Halkın dilinden değil, siyasetin dilinden konuştu sürekli.
Her iki aday da İstanbul için güzel projeler üretmişler, bu projelerin uygulanması sözünü verdiler. Yani her seçim öncesi gibi bir dünya siyasetçi zırvası. Yapılamayacakların sözleriyle halkın oyunu alma çabası her iki adayda da vardı. Birbirlerine karşı dürüst oldular mı? Bence olmadılar. Halka karşı zaten dürüst davranmadılar. İmamoğlu Ordu’da yaşananlarla ilgili konuşurken dürüst davranmazken, Yıldırım da sayıştay raporu hakkında sözler söylerken dürüst değildi.
Ben bu açık oturumda gördüm ki, iki kutuplu seçim sistemi bize göre değil. İki dayatma adaya mahkum kalmış seçmenin iradesi gerçeği yansıtmıyor. İki ittifakın dışında kalmış partilerin seçmenlerini kucaklayan bir aday izlemedim ben açık oturumda. Olamaz da zaten, iki adaylı bir seçimin demokratik olduğunu söylemek en büyük yalandır.
Ülke ekonomik krize dibine kadar girmiş durumdayken, patronlar çalışanlarının maaşlarını ödeyemezlerken, iki aday çıkmış milyarlık yatırımlarla istihdam sağlamaktan söz ediyorlar. Yani iş İstanbul’u yönetmenin dışına çıktı açık oturumda. Ulaşım sorunu, sağlık sorunu, Suriyeliler sorunu bitti de bir de beyefendiler istihdam sağlayacaklar. Neyle sağlayacaklar, hani bir adayın yirmi beş yıldır iktidar olduğu kentte bu şimdiye kadar yapılamamış da şimdi mi yapılacak? Diğer adayın partisi hiçbir zaman ülke yönetimine talip olmamış, ana muhalefet partisi olmayı kendisine meslek edinmişte şimdi mi istihdam sağlayacak?
Ben açık oturumda iki komik adam izledim. Ciddiyetten uzak ama gayet ciddi olmak için çaba sarf eden, halktan kopmuş iki aday. İstanbul için yapacak hiçbir şeyleri olmayan iki aday. Birbirlerine yalancı dediler, programa demokratik dediler ve altı üstü bir resim çektirmeye de toplumsal uzlaşı dediler.
İstanbul yönetimine bu iki aday talip ki başka aday yok; yazık güzelim ülkeme, böylesi iki adaya kaldığı için yazık güzelim halkıma. İstanbul yönetilecek değil, gövde gösterisi yapılacak bir seçim bölgesi olarak görülüyor her iki aday tarafından da. Onlara da yazık.

Düşünceleriniz...

Ufuk Cankaya

Ufuk Cankaya

Tüm Yazıları

Son Yazıları

Arşiv

Takipte Kalın

Çanakkale'nin En Popüler Yerel Gazetesi Kalem, IOS & Android'de...

Kalem gazetesi artık IOS & Android cihazlarınızda. İndirin, seçkin yazarlardan etkin yorumlar, gündem yaratan haberler artık parmaklarınızın ucuna gelsin.

Uygulamayı ücretsiz indirebilir, bir hafta boyunca ücretsiz kullanabilirsiniz. Deneme süresinin sonunda satın alma seçeneklerimizi kullanarak gazeteye sahip olmaya devam edebilirsiniz.

ÜST