Çanakkale, tarihin en derin izlerini taşıyan, rüzgârın mitoloji fısıldadığı ve mavinin her tonunun ruhu dinlendirdiği bir coğrafya. Plaka kodu gibi tam 17 duraktan oluşan bu yolculukta, sizi sadece kartpostallık manzaralar değil, aynı zamanda bu güzelliğin kalbine saplanmış gerçekler de bekliyor.

Upuzun sahil şeridi ile tarihe tanıklık etmiş koyun berrak suyu sizi etkileyecek
1. Morto Koyu
Gelibolu Yarımadası’nın en uç noktasında, huzurun ve hüznün iç içe geçtiği bir duraktır Morto Koyu. Adı "Ölüm Koyu" anlamına gelse de bugün masmavi suları ve dinginliğiyle sizi selamlar. Çanakkale Savaşları sırasında önemli bir lojistik merkez olan bu koy, günümüzde Şehitler Abidesi’nin gölgesinde, tarihle denizin kucaklaştığı eşsiz bir yüzme ve anma noktasıdır. Aynı zamanda Ege Denizinden boğaza girişin kapısıdır da diyebiliriz.

Gözünüzle görmeden, enerjisini hissetmeden anlayamazsınız
2. Sarı Kızın Kaz Avlusu
Truva Savaşı’nın efsanelerine konu olan Kaz Dağları’nın sırtlarında yer alan Kaz Avlusu, doğanın ve mitolojinin hüzünlü yüzüdür. İlk güzellik yarışmasının yapıldığı Ayazma'nın tepesinde yer alan Kaz Avlusunun hikayesi de çok çarpıcıdır.
Rivayet odur ki; Sarı Kızın kazları uçup Bayramiç'in dağ köylerinde köylünün mahsulüne zarar verirmiş. Bunun üzerine Sarı Kız eteğine topladığı taşlarla Sarıkız Avlusunu örmüş ve kazlar bir daha bu avludan çıkmamış. Avlunun uzunluğu 900 metrenin üzerinde olup genişliği 400 metre civarındadır. Büyüleyici bir yer. Hiçliğin ortasında 1.747 metre yüksektesiniz.

Sarıkız Tepesi'ni ziyaret edenler burada dilek diliyor ve dertlerinden kurtulduğunu söylüyor
Burada 3 büyük ve yüksek tepe var. Zirve Sarıkız Tepesi 1761 metre. Baba Dağı (Sarıkızın Babası Tepesi de denir) 1.733 metredir. Sarıkız Avlusu, Hava radar Kıta Komutanlığı yolu üzerindedir. Kaz Avlusu (Sarıkız Avlusu) ve Sarıkız Türbesi olarak ifade edilen Sarıkız Tepesi yolu üzerindedir.
Doğanın burada sunduğu cömertlik mitolojinin hüzünlü hikayesinin yanı sıra tertemiz havasıdır. Kaz Avlusu, büyülü olağanüstü bir yer olduğu kadar aynı zamanda bir enerjisi de vardır. Mutlaka Kaz Avlusu içinde olmak hayatınızdaki kötü enerjileri alıp götürebilir.

Zamanın durduğu, yalnızlığın eşsiz saatlerinde kahve molası
3. Bozcaada – Rüzgar, Şarap ve Taş Sokaklar
Feribottan indiğiniz an zamanın yavaşladığını hissedersiniz. Bozcaada, Rum evlerinin sıralandığı çiçekli sokakları, uçsuz bucaksız bağları ve gün batımının en güzel izlendiği rüzgar gülleriyle tam bir Ege rüyasıdır. Adanın kendine has şarap kültürünü tatmak, daracık taş sokaklarda kaybolmak ve akşam güneşini Polente Feneri’nde batırmak, hayat boyu unutulmayacak bir deneyim sunar.
Sadece bunlar mı; Ayazma plajının buz gibi suyunda titremeden olur mu. Elbette sokak restoranlarında egenin en taze otlarını, balığın her türlüsünü tatmamak olmaz. Bozcaada ayrı bir dünyanın öteki yakası gibi. Adanın kekik kokan sokak lezzetleri midenize bayram ettirebilir.

Peynir Kayalıklarını görmek için mutlaka bir balıkçıdan sizi oraya götürmesini isteyin
4. Gökçeada Peynir Kayalıkları
Gökçeada’da bulunan bu doğa harikası, üst üste dizilmiş peynir kalıplarını andıran ilginç jeolojik oluşumlarıyla bilinir. Efsaneye göre, cimri bir yaşlı kadının sütlerini paylaşmaması üzerine taş kesilmesiyle oluşan bu kayalıklar, rüzgar ve dalgaların binlerce yıllık emeğidir. Sadece deniz yoluyla tam anlamıyla görülebilen bu manzara, doğanın ne kadar yaratıcı bir sanatçı olduğunun kanıtıdır. Hele ki; gün batımında altın rengine bürünen kayalıklar olağanüstü doğa olayı olarak yorumlanıyor.
Gökçeada keşfi; peynir kayalıklarıyla başlasa bile akşam eğlenceleri, tavernaları, ev yapımı şarapları ile sizi bir günlük değil bir kaç günlük tutacak zenginliğe sahip.

Aşık olacağınız bir yer; asla bu keşiften sonra başka yerde denize girmek istemezsiniz
5. Kömür Limanı
Saros Körfezi’nin kristal berraklığındaki sularına ev sahipliği yapan Kömür Limanı, özellikle dalış tutkunlarının vazgeçilmez adresidir. Adını bir zamanlar buradan taşınan kömürlerden alsa da bugün sadece turkuazın en saf halini sunar.
Ulaşım yolu her ne kadar kötü olsa da şehir ışıklarından uzak, yıldızların altında kamp yapmak ve sabahın ilk ışıklarıyla kendinizi serin sulara bırakmak için bölgedeki en otantik noktalardan biridir.
Kömür limanı keşfini yapan bir kişi asla bir daha ne unutabilir ne vazgeçebilir.

Dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer Bayramiç Ayazması
6. Bayramiç Ayazma -Çoban Paris ve Afrodit
Serüveninde, mitolojinin kalbinin attığı, suların fısıldadığı en büyüleyici noktalardan birine, Bayramiç’in serin gölgesine davetlisiniz.
Kaz Dağları’nın kalbinde, tarihin ilk güzellik yarışmasına ev sahipliği yapan bu büyülü durak, buz gibi suların gürül gürül aktığı bir yeryüzü cennetidir. Çoban Paris’in altın elmayı Afrodit’e sunduğu bu kutsal alanda, her ağustos ayı temsili yarışmalarla efsane yeniden canlanır. Meşhur elması ve kirazıyla bereket saçan Ayazma, doğanın senfonisini dinleyebileceğiniz mistik bir sığınaktır.
Devasa çınar ağaçlarının gölgesinde, suyun kayaların arasından senfoni gibi döküldüğü bu noktada durduğunuzda, kendinizi mitolojik bir şölenin tam ortasında hissedeceksiniz. Ayazma, Çanakkale’nin doğasına vurulan "kara leke" maden ocaklarının aksine, hala saf ve berrak kalabilen, mutlaka korunması gereken bir yeryüzü cennetidir.

Çıkarken yorgunluktan çıktığınızda seyir zevkinden nefesiniz kesilecek
7. Zeus Altarı
Adatepe Köyü’nün üzerinden Edremit Körfezi’ne bakan Zeus Altarı, mitolojinin zirve noktasıdır. Homeros’un İlyada’sında tanrıların Truva Savaşı’nı buradan izlediği anlatılır. Kayalara oyulmuş bu basamaklı sunak, sadece tarihi bir kalıntı değil, aynı zamanda Kaz Dağları’nın uçsuz bucaksız yeşilliği ile Ege’nin mavisini aynı karede birleştiren muazzam bir seyir terasıdır.
Buradan egenin serin sularına, oradan Midilli kıyılarına gözünüz dalarken nefesiniz kesilecek. Üstelik ulaşımı o kadar kolay ki: keşfetmeye değer büyülü bir adrestir Zeus Altarı.

Sakın bu abidenin hikayesini okumadan geçmeyin
8. Çanakkale Şehitler Abidesi
Gelibolu Yarımadası’nın en görkemli yapısı olan Şehitler Abidesi, bu toprakların neden "geçilemez" olduğunun en somut nişanesidir. Hisarlık Tepe üzerinde yükselen bu anıt, vatanı için canını veren binlerce isimsiz kahramanın anısını yaşatır. Bahçesindeki sembolik şehitlik ve devasa Türk bayrağıyla burası, her Türk vatandaşının hayatında en az bir kez ziyaret edip o manevi havayı soluması gereken bir yerdir.
Eğer günün birinde Şehitler Abidesine gitmeye karar verirseniz mutlaka hikayesini okuyup ondan sonra gitmenizi öneririz. Sizi hüzünlendirecek bir hikayesi var.

Mimarisine ve yapım tekniklerine hayran kalacaksınız
9. Kilitbahir Kalesi
Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethinden önce boğazın en dar noktasına inşa edilen kale, "Denizin Kilidi" anlamına gelir. Yonca yaprağı şeklindeki mimarisiyle dünyada eşi benzeri olmayan bu yapı, yüzyıllar boyunca boğaz savunmasının bel kemiği olmuştur. Kalenin surlarına çıktığınızda, boğazdan geçen gemileri izlerken tarihin savunma dehasına hayran kalmamanız elde değildir.
Kale restore edilerek ziyarete açıldı. Çanakkale ziyaretinizde mutlaka Kilitbahir Kalesini gezmenizi ve o şaheser yapıya ecdadımızın verdiği emeği anlamanız bakış açınızı değişteriilir.

Anlamını anlamak orada olmak içindir
10. Conkbayırı
Çanakkale Savaşları’nın dönüm noktası olan Conkbayırı, Atatürk’ün "Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" dediği ve göğüs cebindeki saati sayesinde hayatta kaldığı yerdir. Bölgedeki siperler ve anıtlar, savaşın dehşetini ve kazanılan zaferin büyüklüğünü hala derinden hissettirir. Tepeden aşağıya bakıldığında tüm yarımada ayaklarınızın altındaymış gibi hissettiren bu nokta, hürriyetin bedelini hatırlatır.

Deniz ve Tarih; denizin içinde tarih bir başka heyecan veriyor
11. Alexandria Troas
Ezine yakınlarında bulunan bu antik kent, bir zamanlar bölgenin en önemli liman şehirlerinden biriydi. Hatta Roma İmparatorluğu’nun başkentinin buraya taşınması bile gündeme gelmişti. Bugün ayakta kalan devasa liman kalıntıları ve hamam yapıları, mermer sütunlar şehrin geçmişteki ihtişamını gözler önüne seriyor. Tarihin tozlu sayfalarında bir yolculuğa çıkmak isteyenler için burası, sessiz ve mistik bir durak.
Henüz keşfedilmemiş ve bilinmeyen Alexandria Troas'a yalnızca antik kalıntılar içinde yüzmek için gelenler var. Bilmeyenler ise bu büyülü dokunulmamış antik şehir yeni koruma altına alındı.

Tarihin kalbinde doğanın bize armağanı Pembe Göl
12. Dalyan Köyü Pembe Göl
Dalyan Köyü yakınlarındaki bu göl, yılın belli zamanlarında içindeki mikroorganizmalar sayesinde toz pembe bir renge bürünür. Kalp şeklindeki yapısı ve etrafındaki antik kalıntılarla birleşince ortaya gerçeküstü bir manzara çıkıyor.
Fotoğrafçılar için eşsiz bir kare sunan Pembe Göl, doğanın bize sunduğu en romantik ve şaşırtıcı sürprizlerden biridir. Çanakkale'den Babakale'ye kadar olan antik yolu takip ederek gittiğinizde yalnızca Pembe Göl'ü görmeyeceksiniz. Adeta tarihin içinden geçip giderken kendinizi şanslı hissedeceksiniz.

Müthiş, büyülü bir yer. Başka söze ne gerek
13. Kemerdere Su Kemeri
Truva Antik Kenti’ne su taşımak için Roma döneminde inşa edilen bu antik su kemeri, mühendislik harikası bir yapı olarak adlandırılıyor. Yeşillikler içinde saklanmış bir hazine gibi duran Kemerdere, üzerinden geçen yüzyıllara rağmen hala dimdik ayakta.
Hem doğa yürüyüşü yapabileceğiniz hem de Roma döneminin estetik ve teknik becerisine tanıklık edebileceğiniz, keşfedilmeyi bekleyen bir rotadır. Geçtiğimiz yıllarda restore edilen Su Kemeri bugün üzerinden yürüyerek geçilebiliyor.
Hemen alt tarafından bulunan gölette yüzebilir, çam ağaçlarının kokusu ve gölgesinde güzel vakit geçeribelirsiniz.

Ördeklerin, su kaplumbağaların nilüfer çiçekleri arasında kaybolması keşfe değer
14. Biga Nilüfer Gölü
Biga’nın Kalafat Köyü yakınlarında bulunan bu küçük göl, her yıl yaz aylarında açan beyaz nilüfer çiçekleriyle masalsı bir görünüme kavuşuyor. Suyun üzerini kaplayan yeşil yapraklar ve zarif çiçekler, sanki bir tabloya bakıyormuşsunuz hissi yaratıyor.
Doğanın sessizliğini dinlemek ve nadir bulunan bu görsel şölene tanıklık etmek isteyenler için huzur dolu bir kaçış noktası. Su kaplumbağaların dansı, yaban ördeklerin yavrularıyla birlikte sgölde telaş içinde yüzmeleri seyrine doyum olmayan büyülü bir sahne.

Müthiş bir keşif. İçinizden oksijen öyle bir gelip geçiyor ki; şaşırtıyor
15. Şahinderesi Kanyonu
Kaz Dağları’nın batı yamaçlarında yer alan bu kanyon, bölgenin oksijen deposu olarak kabul edilir. Dik yamaçları, buz gibi akan deresi ve zengin bitki örtüsüyle doğa sporları ve trekking için idealdir.
Kanyonun derinliklerine doğru ilerledikçe havanın değiştiğini ve her nefeste ciğerlerinizin bayram ettiğini hissedersiniz. Burası, yeryüzünün nefes aldığı en temiz noktalardan biridir. Eğer Şahinderesi Kanyonunu tepeden görmek istiyorsanız Seyir Terasını ziyaret edebilirsiniz.

Parios Antik Kentin kalbine sokulmuş kara leke Cenal Termik Santrali
16. Termik Santraller: Cennetin Kalbindeki Kara Leke
Çanakkale’nin bu masalsı listesinin sonuna geldiğimizde, ne yazık ki güzelliğiyle değil, verdiği tahribatla yer alan bir de "istila" var. Cenal Termik Santrali, Karabiga’daki Priapos Antik Kenti’nin hemen yanı başında yükselerek tarihi ve doğayı adeta katletti. Artık Jumbo Karidesler bile burayı terketti.
İçdaş santralleri Kemer Köyü’ndeki Parion Antik Kenti’nin üzerine gölge düşürürken, Çan ve Çan2 Termik Santralleri bölgenin havasını ve yeraltı kaynaklarını amansızca tüketiyor. Antik kentlerin üzerine kurulan, tarım arazilerini ve masmavi suları kirleten bu devasa demir yığınları, binlerce yıllık mirasın ortasında maalesef kara bir leke gibi duruyor.
Çanakkale’nin o efsunlu havasını solurken madalyonun öteki yüzünü görmezden gelmek, bu coğrafyaya yapılacak en büyük haksızlık olur. Kaz Dağları’nın derinliklerinde bir "eko-kırım" senaryosu sessizce değil, gürültülü iş makineleriyle yazılıyor.

Destansı eylem ile Kirazlı Altın Madeni kapatıldı ama rehabilite edilmedi
17. Kaz Dağları
Çanakkale’nin rüzgârı sadece mitolojik hikâyeleri değil, artık dağların feryadını da taşıyor. "Bin Pınarlı İda"nın kalbinde, doğanın sessiz çığlığı yükseliyor. İşte cennetin ortasında görmeniz gereken o "karanlık" duraklar:
Kirazlı Dağı: Bir Katliamın Anatomisi
Burası bir zamanlar kuş seslerinin eksik olmadığı, sık orman dokusuyla nefes alan bir zirveydi. Ancak altın madeni projeleri kapsamında on binlerce ağacın kesilmesiyle Kirazlı, bugün devasa bir toprak yığınına ve derin bir yaraya dönüştü. Kirazlı’yı ziyaret etmek, bir ekosistemin nasıl acımasızca yok edildiğine çıplak gözle tanıklık etmektir. Toprağın renginin nasıl değiştiğini ve yaşamın nasıl çekildiğini burada göreceksiniz.
Kalkım ve Oreks Madencilik Tahribatı
Kaz Dağları’nın en bakir noktalarından biri olan Kalkım, ne yazık ki maden faaliyetlerinin pençesinde. Oreks Madencilik tarafından yürütülen çalışmalar, bölgenin su kaynaklarını ve bitki örtüsünü geri dönülemez bir eşiğe sürüklüyor. Yeşil bir denizin ortasında açılan bu gri delikler, sadece birer maden ocağı değil; bölge halkının tarım alanlarını ve geleceğini karartan birer "bataklık" niteliğinde.
Özdoğu Şirketi Eski Maden Sahası
Bir maden sahası "eski" olduğunda doğa orayı hemen geri kazanamıyor. Özdoğu Şirketi’nin geride bıraktığı saha, rehabilitasyon çalışmalarının yetersizliğini ve doğanın nasıl bir enkaza terk edildiğini kanıtlıyor. Toprağın kimyasının bozulduğu, ağaçların artık tutunamadığı bu alanlar, madencilik sonrası bırakılan hayalet bölgelerin en somut ve hüzünlü örneğidir.
İda’nın Satılmış Zirveleri: Parsel Parsel Talan
Kaz Dağları’nın hemen her noktası bugün ya bir maden şirketine kiralanmış ya da ruhsatlandırılmış durumda. Haritalar üzerindeki renkli çizgiler, gerçek hayatta devasa iş makineleri, asit maden drenajları ve yok edilen yaban hayatı anlamına geliyor. Bu coğrafyayı sadece sahil şeridindeki güzelliklerle değil, derinliklerindeki bu "istila" ile tanımak, gerçek bir doğaseverin boyun borcudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: