2013 yılının son baharıydı; çok da severim.
Dışarıda Edinburgh’un o bitmek bilmeyen yalnızlığı, içeride ise sadece saatin tık tık işleyen monotonluğu vardı.
Eve girdiğimde ceketimi koridora fırlattım.
Omuzlarımda bir günün değil, sanki koca bir yılın yorgunluğu asılıydı.
Mutfağa geçip kendime sert bir kahve koydum; ne zihnimi toparlayabiliyordum ne de bedenimi. Sadece susmak ve bir boşluğa bakmak istiyordum.
Tam o sırada mutfak tezgahının üzerinde titreyen telefonun ışığı, karanlık mutfağı bıçak gibi böldü.
Arayan oydu.
Kalbimin o güne kadar tek sahibi ilan ettiğim...
Açtım.
Ama ne sesinde bir sıcaklık vardı ne de benim içimde bir heyecan. Sadece yaklaşan o fırtınanın soğuk esintisi…
"Geliyorum," dedi sesi pürüzlü bir şekilde.
"Konuşmamız lazım."
"Yorgunum," dedim sadece. "Bedenim de ruhum da bitti bugün."
"Uzun sürmez," dedi ve kapattı.
Yirmi dakika sonra kapı çalındı. İçeri girdiğinde gözlerini benden kaçırdı. Salona geçti, her zaman oturduğu koltuğun ucuna emanet gibi ilişti. Zaman, sanki o an durdu ve benden o güne kadar biriktirdiğim her şeyi tek bir hamlede çalmaya hazırlandı.
— "Biliyorum, çok yorgunsun Nil" dedi. "Ama bu yorgunluk sadece bugünün değil, bizim yorgunluğumuz," diye başladı söze.
— "Sadede gel," dedim.
Sesim beklediğimden daha dik çıkmıştı. "Cümleleri süsleyecek dermanım yok."
— "Ben artık yapamıyorum. Bu şehir, bu sessizlik…sanki her gün biraz daha eksiliyoruz. Seni severken kendimi kaybediyorum."
— "Kendini kaybetmek mi? Yoksa gitmek için bir bahane inşa etmek mi?"
— "Belki de ikisi. Ama artık bittiğini ikimiz de biliyoruz. Gözlerime bakmıyorsun bile."
— "Gözlerine bakarsam, orada göreceğim boşluktan korkuyorum çünkü."
Ayağa kalktı.
O an anladım; bazı vedalar büyük kavgalarla değil, korkunç bir sessizlikle gerçekleşiyordu. Çantasını aldı, kapıya doğru yürüdü.
— "Anahtarı nereye bırakayım?" diye sordu, elini kapı koluna atarken.
— "Bırakma," dedim mutfağa yürüdüm. "Gittiğin yerde kalsın. Belki bir gün neyi kaybettiğini hatırlamak istersen, elin cebine gittiğinde o metal parçasını hissedersin."
Kapı kapandı.
O ses, kalbimdeki bir odanın sonsuza dek kilitlenişi gibi yankılandı koridorda. Zaman o an benden "bizi" çaldı, ama karşılığında bana o zamana kadar hiç tanımadığım bir şeyi, kendimi bıraktı.
Mutfaktaki kahve hala sıcaktı...
O kapı kapandığında, sesin koridorda yankılanıp sessizliğe karışması sadece birkaç saniye sürdü. Ama benim içimde bir devir kapandı. O akşam, mutfak tezgahına yaslanıp gittiğini sırtım dönük izlerken, dünyanın başıma yıkıldığını sanmıştım.
Yorgundum, kırılmıştım ve en fenası; kendimi bir başkasının varlığına o kadar çok dayamıştık ki, çekilince boşluğa düşeceğimi sandım.
Yalnızlık, ilk günlerde kapımın altından sızan soğuk bir Edinburgh rüzgarı gibiydi.
Yatağın sağ tarafı, mutfaktaki ikinci kadeh, pazar sabahlarının o ağır sessizliği...
Hepsi canımı yakıyordu.
Acı, insanı önce felç ediyor, sonra en hassas yerlerinden buduyor...
Ben de budandım.
Günlerce, haftalarca sadece eksildiğimi düşündüm. Zamanın benden her şeyi alıp götürdüğünü, beni bir başıma, ıssız bir adada bıraktığını sandım.
Fakat sonra bir şey oldu.
O "kötü" dediğim, "bitti" dediğim yıkıntının altından yeşil bir filiz açtı. Meğer insan, en çok kalabalıklar içinde kayboluyormuş. Biri varken insan, sevdiğinin yemeklerini pişiriyor, ondan da kendinin sevdiği şeyleri bekliyor; birlikte seçtiğiniz filmleri izliyorsunuz, hayaller de buna göre şekil alıyor.
O korkunç yalnızlık, bana kim olduğumu hatırlattı. Kendi sesimi, kendi kahkahamı ve aslında tek başıma ne kadar devasa bir orman olduğumu keşfettim.
Zorluk, ruhun zımparasıymış; canımı yaktı ama altındaki parlak cevheri ortaya çıkardı. Acı, bir öğretmendi; bana dayanıklılığı, kırılmadan esnemeyi ve en çok da kendime şefkat göstermeyi öğretti.
O akşam "her şey bitti" dediğim noktada, aslında ben başlamıştım.
Şimdi anlıyorum ki; hayat bazen bizi korumak için bazı kapıları yüzümüze çarpar. Sizi birinden koparırken, aslında kendinizi geri veriyor.
O yüzden şimdi, o günlerin karanlığına bakıp gülümsüyorum. Çünkü biliyorum ki, en görkemli yıldızlar ancak kapkaranlık bir gökyüzünde parlayabilir.
Ve şu an, bu yazıyı yazarken kalbimin derinliklerinden gelen o sarsılmaz duguyla söylüyorum:
İyi ki beni terketmiş; sayesinde ilk kez kalbimin asıl sahibi kendimle tanıştım.
Yorumlar
Kalan Karakter: