Bazı ayrılıklar vardır, kapıyı sertçe çarpmaz.
Sessizce olur.
Bir sandalye biraz geriye itilir, masa örtüsünde küçük bir kıvrım kalır ve insan anlar: Artık burada değildir.
Benimkisi de öyle bir ayrılık.
Ne bir dram var içinde ne büyük bir kırılma. Hayatın o tuhaf ve bazen anlaşılmaz çağrılarından biri sadece.
Uzun zamandır içimde dolaşan, adını koyamadığım bir rüzgar vardı. İnsan bazen kendi hayatının içinde misafir gibi dolaşmaya başlar. Sokaklar tanıdıktır ama ruh başka bir yerde dolaşır.
Belki de bu yüzden gidiyorum.
Hayır hayır...itiraf ediyorum.
Doğrusu nedenini tam olarak bilmiyorum.
İnsan her kararını mantıkla vermezmiş. Bazı kararlar var; onlar insanı seçiyor. Tıpkı bir yolun, yürüyeni çağırması gibi. Benim yolum da şimdi kuzeye, rüzgarın ve taşın ülkesine dönüyor.
İzlanda’ya.
Garip bir durum aslında.
Ortaçağ sokaklarının, taş duvarlarının, dar geçitlerinin aşığı olan biri için İzlanda ilk bakışta tuhaf bir seçim gibi görünebilir. Benim dünyam kulelerdir, kalelerdir, eski taş merdivenlerdir. Sisli Avrupa şehirlerinde kaybolmayı severim. Bir şehrin yüzyıllar boyunca biriktirdiği o ağır hafızanın içinde yürümeyi…
Ama İzlanda başka bir şey.
Orada tarih duvarlarda değil, doğanın kendisinde saklı.
Orada kaleler yok ama volkanlar var.
Orada taş sokaklar yok ama lav tarlaları var.
Ve orada insan kendini bir şehrin içinde değil, dünyanın başlangıcında yürüyormuş gibi hissediyor.
İzlanda’ya bir kez ayak basanların söylediği bir şey var:
İnsan oradan tamamen dönemiyor.
Belki bedeni dönüyor ama zihninin bir parçası o rüzgarlı adada kalıyor.
Ben bunu duydum.
Sonra düşündüm.
Ve bir gün kendime şu soruyu sordum:
Bir yer insanı bu kadar çağırıyorsa, gitmemek ayıp olur.
İnsan hayatında bazen bir silkinme yapmak zorundadır. Çünkü aynı yerde çok uzun süre kalmak, görünmez bir ağırlık yaratıyor. Alışkanlıklar insanı rahat ettiriyor ama aynı zamanda yavaşça köleleştiriyor.
Aynı kahve, aynı sokak, aynı masa, aynı sohbetler…
Bir süre sonra insan kendini değil, sadece tekrarını yaşamaya başlıyor.
Ben tekrar olmak istemiyorum.
Bu yüzden gidiyorum.
Toparlanmak düşündüğüm kadar romantik olmadı. Bavul dediğimiz şey aslında küçük bir hesaplaşma kutusu. İnsan her eşyayı eline aldığında geçmişten bir parça tutuyor. Eski bir not defteri, bir fotoğraf, yıllar önce alınmış bir kitap…
Bavula her koyduğunuz şey size şu soruyu soruyor:
“Beni gerçekten yanında götürmek istiyor musun?”
Bazılarını götürüyorum.
Bazılarını bırakıyorum.
Bırakmak bazen özgürlüktür.
Gitmeden önce yapacaklarım var elbette. Edinburgh’dan ayrılmak kolay değil. Bu şehir insanın zihnine işleyen bir şehir. Taş sokakları, sisli sabahları, kalenin gölgesi…
İnsan burada yürürken zamanın içinde sınırsız hisseder.
Gitmeden önce bir sabah erkenden Arthur’s Seat’e çıkmayı planlıyorum. Şehrin üstüne yayılan o gri ışığı son kez izlemek istiyorum. Sonra eski kitapçılardan birine uğrayacağım. Belki yeni bir defter alırım. Çünkü insan yeni bir yere giderken yeni sayfalar açmalıdır.
Belki Norla'a uğrar bir kahvesini içerim. Maviş gözlerinde "gidiyorum" dediğimde iki damla yaşın akıp gitmesine üzülürüm. Bu mümkün, evet mutlaka Norla'a ziyaret edeceğim.
Sonra muhtemelen uzun bir yürüyüş yaparım. Hiçbir yere yetişmeden.
Sadece yürümek için.
Çünkü bazı şehirler insanın hayatından çıkmadan önce onunla biraz daha konuşmak ister.
Edinburgh da öyle bir şehir.
Ama artık kuzey çağırıyor.
Rüzgarın daha sert estiği, gökyüzünün daha geniş olduğu bir yer.
İzlanda'da nereyi seçtim; henüz tam olarak belli değil. Belki Reykjavik olur, belki küçük bir kasaba. Belki de sadece denize bakan bir ev.
Bilmiyorum.
Ama bazı yolculuklar adresle başlamaz.
Kararla başlar.
Ben kararımı verdim.
Ne pahasına olursa olsun… bana müsaade.
Belki bir gün bir lav tarlasının ortasında yürürken karşılaşırız.
Belki bir kuzey ışığının altında bir kahve içeriz.
Belki bir gün biriniz İzlanda’ya gelir ve bir kapıyı çalarsınız.
Ben açarım.
Ve şöyle derim:
“Hoş geldiniz.”
Şimdilik…
İzlanda’da buluşmak dileğiyle.
Ben gidiyorum...
Ve siz bu yazıyı ne zaman okursunuz bilmiyorum ama çok muhtemel ben ayrılmış olacağım.
Yorumlar
Kalan Karakter: