Balıkesir'in Balya ilçesine bağlı Karlık ve Söbücealan mahalleleri mevkiinde Limak Holding bünyesindeki Altınordu Madencilik A.Ş. tarafından hayata geçirilmek istenen Altın-Gümüş Madeni Projesi için verilen "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle açılan davalar kapsamında keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirildi. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Ayvalık Tabiat Derneği, Burhaniye Çevre Platformu Derneği, Balıkesir Çevre Platformu, Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği üyeleri ile TEMA Vakfı tarafından açılan davaların keşfi aynı gün içerisinde yapıldı. Balıkesir 2. İdare Mahkemesi tarafından yürütülen incelemede taraflar, proje hakkındaki görüş ve itirazlarını bilirkişi heyetine sundu.

Keşif sırasında söz alan davacı kurum ve çevre örgütü temsilcileri, ÇED raporunda yer alan teknik veriler ile projenin çevresel etkilerine ilişkin değerlendirmelerin yetersiz olduğunu savundu. Davacılar, proje kapsamında yaklaşık 18,6 milyon ton ekonomik olmayan kayaç çıkarılacağının öngörüldüğünü, buna karşılık cevher miktarının yaklaşık 3 milyon ton seviyesinde kaldığını belirterek ortaya çıkacak yüksek miktardaki atığın bölgedeki doğal yaşam üzerinde ciddi baskı oluşturacağını ileri sürdü. Ruhsat sahasının 1.736 hektarlık bir alanı kapsadığına dikkat çeken davacılar, ÇED alanının ise 276 hektar ile sınırlı tutulduğunu, bu durumun ilerleyen süreçte kapasite artışlarının gündeme gelebileceğine işaret ettiğini ifade etti.
Çevre örgütleri tarafından yapılan değerlendirmelerde proje sahasının yerleşim alanlarına yakınlığı da eleştirildi. Karlık köyünün ÇED alanına yaklaşık 120 metre mesafede bulunduğu belirtilirken, Karlık, Söbücealan ve Yaylacık köylerinin ruhsat sahası içerisinde kaldığı vurgulandı. Davacılar, açık ocak ve yer altı galerileriyle yürütülmesi planlanan madencilik faaliyetlerinin bölgede yaşayan vatandaşların yaşam koşullarını olumsuz etkileyeceğini savundu. Ayrıca cevher zenginleştirme işlemlerinde siyanür, sülfürik asit, hidroklorik asit ve sodyum hidroksit gibi kimyasalların kullanılacak olmasının hava, su ve toprak kalitesi üzerinde risk oluşturacağı öne sürüldü.

Keşifte gündeme getirilen bir diğer konu ise projenin su kaynakları üzerindeki olası etkileri oldu. Davacılar, projede günlük yaklaşık 1.971 metreküp su kullanılacağının belirtildiğini, bu miktarın yaklaşık 10 bin kişinin günlük su tüketimine karşılık geldiğini ifade etti. Suyun yer altı kuyularından karşılanmasının planlandığını belirten çevre örgütleri, bunun bölgede kuraklık ve susuzluk riskini artırabileceğini ileri sürdü. Ayrıca proje alanının Manyas Gölü'nü besleyen su toplama havzaları içerisinde bulunduğu, Kayalar, Gökmusa, Armutalan, Ilıca, Şamlı ve Tatlıpınar göletlerinin de olası etkilerden zarar görebileceği iddia edildi.
Davacılar, ÇED alanının büyük bölümünün orman ve tarım arazilerinden oluştuğunu belirterek bölgede on binlerce ağacın kesilebileceğini savundu. Raporda yaklaşık 19 bin ağacın kesileceğinin belirtildiğini ifade eden çevre örgütleri, proje alanındaki fıstık çamları, meşe toplulukları ve diğer doğal varlıkların zarar göreceğini dile getirdi. Ayrıca flora ve fauna çalışmalarının yeterli gözlem süresiyle yapılmadığı, hava modellemelerinde bölgeyi temsil etmeyen verilerin kullanıldığı ve kümülatif etki değerlendirmelerinin eksik bırakıldığı yönünde eleştiriler de keşif sırasında kayıtlara geçti.
Keşifte söz alan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı avukatı ile müdahil şirket avukatları ise davacıların iddialarını kabul etmeyerek davanın reddini talep etti. Karlık ve Söbücealan köyü muhtarları da projeye destek verdiklerini belirterek maden yatırımının ülke ekonomisine katkı sağlayacağını ifade etti. Muhtarlar, çevresel kaygıları anladıklarını ancak yatırımın ülke yararı açısından değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Keşfin en dikkat çekici bölümü ise proje alanına yaklaşık 1,3 kilometre uzaklıkta bulunan ve "Söbücealan Yerleşimi ve Nekropolü" olarak tescilli 1. derece arkeolojik sit alanında yaşandı. Davacılar, bölgede inceleme yapılmasını talep ederken, çevre örgütlerinin açıklamasına göre şirket temsilcileri alanın varlığına ilişkin itirazlarda bulundu. Bunun üzerine hakim ve bilirkişi heyeti sit alanına giderek bölgede inceleme gerçekleştirdi. Çevre örgütlerinin açıklamasına göre, inceleme sonrasında davacılar tarafından yerde antik dönem tuğlası olduğu değerlendirilen bir buluntu tespit edildi. Söz konusu buluntunun arkeolog bilirkişiye ve mahkeme heyetine gösterildiği, ancak bilirkişi tarafından kayıt altına alınmadığı ileri sürüldü.
Keşif ve bilirkişi incelemesinin tamamlanmasının ardından tutanak taraflarca imzalandı. Çevre örgütleri tarafından yapılan ortak açıklamada, bilirkişi heyetinin bilimsel ve objektif bir rapor hazırlaması beklentisi dile getirilirken, mahkemeden yürütmenin durdurulması kararı verilmesi talep edildi. Açıklamada, projenin çevre, su kaynakları ve kültürel miras açısından ciddi riskler taşıdığı görüşü yinelenirken, hukuki mücadelenin sürdürüleceği belirtildi. Davanın sonucuna ilişkin karar ise bilirkişi raporunun mahkemeye sunulmasının ardından verilecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: