Siz bakmayın öyle sosyal medyada "aile babası", "hanım hanımcık iş kadını" ya da "ciddi siyasetçi" rollerine büründüğümüze. Gerçek biz, o telefonun ekran kilidi açılınca başlıyor.
Hadi itiraf edelim. O gizli mail adreslerine gelen, "sadece bizim okumanız gereken" o yazılar ne olacak?
İş konuşuyoruz ayağına, DM’den (direkt mesaj) kimlere, nasıl "yürüdüğümüzün" hesabını kim verecek? Hani şu "hikayesine" baktığımızı kimsenin görmemesi için bin takla attığımız eski sevgililer, yeni merak edilenler..
Peki ya o meşhur WhatsApp grupları?
Asıl kıyamet orada kopacak..
"Halı saha grubu" görünümlü gıybet kazanları..
"İş toplantısı" adı altında çevrilen entrikalar..
O grupta paylaşılan, başkasının mahremi olan fotoğraflar, videolar..
Her ölümlü veda ettiğinde, o gruplarda yazdığımız her cümle birer "delil" olarak kalacak. Arkamızdan helva kavrulurken, birileri o gruptaki mesajları yukarı kaydırıp "Bakın rahmetli neler demiş" diyecek.
Yüzümüze gülenlerin arkasından attığımız o "tek kelimelik" hakaretler, ekran görüntüsü olarak mirasçılarımızın önüne düşecek.
Sahi, o "Gruptan ayrıldı" yazısını kim görecek?
Bizimkisi tam bir dijital Mahmut Paşa Pasajı..
Dışı pırıl pırıl, içi karmakarışık.
Kimin kimi "stalk’ladığı" sır değil..
O masum görünen "beğen" butonlarının altında ne fırtınalar kopuyor, bir biz biliyoruz bir de o silinmeyen kayıtlar.
Hele o "Sadece benim görebileceğim klasör" diye sakladıklarımız..
Gerçekten sadece bizim mi kalacak sanıyoruz?
Teknik servisler, meraklı akrabalar, şifre kırıcılar..
Herkes birer "dijital dedektif" kesilecek başımıza..
Kısa cümlelerle, net soralım: Dijital amel defterimizi bugün kapatsalar, o hesabı verebilir miyiz?
Maile gelen o gizli yazıları imha ettik mi?
Sosyal medyada yürüdüğümüz yolları süpürdük mü? WhatsApp gruplarında biriktirdiğimiz o "günah galerisinde" düzenli temizlik yapıyor muyuz ?
Haberiniz olsun; bu dünyada "sil" tuşuna basmak yetmiyor. O bulutlar, o kayıtlar, o yedeklemeler pusuda bekliyor. Yarın bir gün bir bildirim gelir; "Konumunuz paylaşıldı" diye.. Hem de hiç istemediğimiz bir yerde, hiç istemediğimiz birinin ekranında.
Vakit varken temizliğe başlayın.. Çünkü dijital mahşerde "Kusura bakmayın, telefonumu hacklemişler" mazereti sökmüyor..
Siz yine de bir kontrol edin; amel defterinizde leke var mı?
Tabii bir de madalyonun diğer yüzü var.
Eğer diyorsanız ki; "Ben ölünce sırlarım bilinse ne olur, bilinmese ne olur?"
O zaman buyurun, hayatın tadını çıkarın. Madem bu dünyadan bir toz bulutu gibi geçip gideceğiz, o bulutun içinde ne sakladığınızın ne önemi var?
Sosyal medyanın o sahte steril dünyasına inat, hayatı dibine kadar, tüm hatalarınızla ve kaçamaklarınızla yaşayın. Arkanızda tertemiz ama bomboş bir sayfa bırakmaktansa, yaşanmışlık kokan ama "biraz karışık" bir dijital miras bırakmayı dert etmeyin.
Şifreler kırılmış, mailler okunmuş, gıybetler faş olmuş..
Kimin umurunda?
Siz eğer; eşinizi, dostunuzu, evlatlarınızı, karınızı ya da kocanızı utandırmaktan korkmuyorsanız; "Ben buyum, günahımla sevabımla, DM kutumdaki enkazımla buradayım" diyebiliyorsanız, işte o zaman tüm bu dijital mahşer senaryoları birer teferruata dönüşür..
Eşinizin telefonunuzda bulacağı bir fotoğraf, evladınızın okuyacağı bir mesaj sizin gerçekliğinizse ve siz bu gerçeklikle yüzleşmeye hazırsanız; o zaman bırakın bulutlar dağılsın..
Hesap verme kaygısı taşımayanın, dijital amel defterine ihtiyacı yoktur. Geriye kalanlar utansın, siz keyfinize bakın. Zira gerçek özgürlük, "telefonumun şifresini biliyorlar mı?" diye uykusuz kalmak değil; "her şeyi biliyorlar ve ben hala ben olarak buradayım" diyebilmektir.
Hadi şimdi o "sil" tuşundan elinizi çekin.
Hayat, saklanmak için çok kısa..
Dijital mirasınız kime kalırsa kalsın; asıl miras, korkusuzca yaşamış bir "insan" olmaktır..
Siz hangi modsunuz ?
Yorumlar
Kalan Karakter: