İnsanın canı bazen sırf yazı yazmak ister. Konu içerik vs. Planlamadan. Bu dediğim elbette yazıyı kendisine düstur edinenler için.
Ülke in ve Dünya’nın gelişen gündemini görmezden gelmenin imkanı yok. İçinde yaşadığımız topluma kayıtsız olmak mümkün değil. Ancak safi siyasi dedi kodulardan ibaret yazılar kovalayan, şu ya da bu ideolojinin kalemi olan, “methiyeci” yazılar da en haz etmediğim şeyler arasında...
Öte yandan, ara da yağmurlar yağsa da iliklerimizi hafiften ısıtmaya başlayan ilk baharı hissetmemek olanaksız. Kuytu köşe tarla kıyılarında, sürülmemiş sınır diplerinde, nadas yerlerde, şapşal oğlanlar gibi avanak baş sallayan yabani laleler bitmeye başladı bile. Tabi ki çağla ve erikler olmadan olmaz. Çocukluğumdan beri baharın bendeki anlamının büyük kısmını oluştururlar.
Maşa ya da taşeron savaşları sürerken arada hayatını yitire çocuklar, masumlar. Güya duyarlı bir toplum olmaya başlamıştık. Kediye pist, köpeğe hoşt diyemeyen, kadın mı yoksa bayan mı demeli, nerede ne desek yanlış olmaz diye göbeğimiz çatlarken, devlerin çıkarları, petrol yolları, ele geçirilen pazarlar söz konusu olunca ne kibarlık kaldı ne de sözüm ona politik doğruculuk...
Gene aynı devletler; “bu devlet baskı altında, özgürleştirmeli, terör vs.” Gibi mazeretler arama zahmetine bile girmiyorlar artık. İnsanlık tarihinde hiç bu denli aymazlık yaşanmadı sanıyorum.
Mor salkımların (visterya) ilk açan salkımlarını gene ben gördüm. Elbette başka tanık olanlar da olmuştur. Ama Ezginin günlüğünün ebruli şarkısındaki gibi kimse görmezken büyük işler beceren “galiz” kahraman gibi hissetmek beni eğlendiriyor bazen.
Bazen sırf yazmak istiyorum. İlk ve son kez yaşanan güzelliklere tepki vermek adına... Hayata veda etmiş, ardında koskoca bir külliyat bırakmış müstesna insanları yad etmek adına...
Geçenlerde ölümü düşündüm. Herkesin başına gelecek olan o malum sonu. Bizi kedere boğan şey sanırım o eşsiz bilincin, ayrılışı, bir daha olmamak üzere bilinmez bir yolculuğu. Kim bilir, belki de yaşananlar, sırf bu yüzden daha anlamlıdır. İlber hocayı çok özleyeceğiz. ışıklar, nurlar içinde uyusun. Bir yaz daha aramızda olsaydı da gene Makara restorantta rastlaşma ihtimaliyle heyecanlansaydım keşke.
Asıl miras arkada bırakılan mal değil, insanlarda bıraktığınız izlerdir diye okumuştum bir yerde. Hocamız bu deyişin somut örneği. Böyle yaşamak inşallah her birimize nasip olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: