Çanakkale’de esnaf meselesi artık fısıltıyla konuşulan bir serzeniş değil, yüksek sesle dile getirilen bir şehir problemi olmuş.
Nobranlar
İlgisizler
Müşteri umurunda değil.
...gibi cümleler bir-iki kişinin öfkesiyle kurulmuş cümleler değil; aynı hikayenin farklı ağızlardan defalarca anlatılmış halidir. Üstelik bu şikayetler yıllardır değişmeden dolaşımda.
Demek ki sorun anlık değil, yapısal.
En çok duyulan şikayet basit: Çarşıda dükkanlar geç açılıyor, erken kapanıyor. Müşteri içeri giriyor, selam alınıp verilmiyor. Soru soruyor, başıyla cevap alıyor. Fiyat soruyor, yüz buruşturuluyor. Hizmet sektörü desen, “istersen al, istemezsen git” havası hakim. Bu tavır, küçük bir kasabada bile sürdürülebilir değilken, üniversitesi olan, turizm iddiası taşıyan bir şehirde açıkça intihar politikasıdır.
Fiyatlar meselesine gelince; Çanakkale, hem hizmet sektöründe hem alışverişte pek çok ile göre pahalı; hatta çok çok pahalı. Üstelik pahalı olduğu halde kaliteli değil. İşte asıl kırılma burada başlıyor. İnsan pahalıya razı olur ama karşılığını ister. Karşılık yoksa alternatif arar. Ve bugün alternatif çok.
Artık insanlar hafta sonu Dedeağaç’a gitmeyi “yurt dışı seyahati” olarak görmüyor.
Altın günlerinde “Şekerim 20 euro verdik Yunan'a gittik. Jumbo’dan her şeyi aldık, Lidl’dan marketi yaptık, gezdik geldik, yine de ucuza geldi” cümlesi bir abartı değil, sıradan bir deneyim anlatısı. İnsanlar sadece ucuzluk peşinde değil; düzen, netlik, güler yüz, raf fiyatı–kasa fiyatı uyumu, uzun açık saatler peşinde.
Aynı durum Selanik için de geçerli. Gastronomi, kafe kültürü, hizmet standardı.
Orada kimse müşteriye “lütuf yapıyormuş” gibi davranmıyor. Bulgaristan tarafında Plovdiv ve Sofya, alışverişte Çanakkale’nin çok önünde. Daha ucuz, daha düzenli, daha öngörülebilir ve daha zengin seçenek. Özellikle de marka anlamında.
Ama mesele sadece yurt dışı da değil. Balıkesir’e alışverişe gidenlerin anlattıkları ortada. Bursa ve İstanbul’a gidenler “ilgi başka, fiyat başka” diyor. Altın günlerinde anlatılan hikayeler hep aynı: “Aynı ürünü aldım, daha ucuza aldım, daha iyi muamele gördüm.”
Bu cümleler şehir efsanesi değil; tekrar tekrar yaşanmış deneyimler.
Peki Çanakkale esnafı ne diyor? “İnsanlar Yunan’a kaçıyor.”
Hayır, kimse kaçmıyor. İnsanlar tercih ediyor. Tercih, bir şeyin senden daha iyi yapıldığını gösterir. Bunu kabullenmeden çözüm olmaz.
Daha vahim bir örnek kış turizminde yaşanıyor. Uludağ’a kaymaya gidenlerin rotası artık sabit değil. Banko şekilde Bansko, Pamporovo ya da Romanya’nın kayak şehri Brașov konuşuluyor. Neden? Daha ucuz, daha disiplinli, daha organize. İnsan parasını nereye harcayacağını biliyor.
Şimdi gelelim can alıcı soruya: Bu iş düzelir mi?
Evet, düzelir. Ama kendiliğinden değil. “Çarşı günleri yapalım, iki sokakta tiyatro oynatalım, üç afiş basalım” ile hiç düzelmez. Bunlar vitrin süsü. Sorun vitrinde değil, dükkanın içindeki zihniyet ve gayri ciddilikte.
Bu şehirde eksik olan şey disiplin. Saat disiplini. Fiyat disiplini. Hizmet disiplini. Denetim disiplini. Müşteriyi “bir kerelik kazanç” değil, “süreklilik” olarak gören bir anlayış disiplini. Esnafın kendi kendini sorgulaması disiplini.
"Kendi aracını dükkanının kapısına at gibi bağlamak için allahın yoluna kuka koyan, zeytin yağı tenekesinin içine beton döküp korkuluk yapan esnaftan ne beklenir ki" diyeceğim de - dedim bile - bana kızacaklar ama gerçek bu.
Bugün Çanakkale’de birçok esnaf hala şunu düşünüyor: “Nasıl olsa müşteri geliyor.” İşte bu cümle bitmeden hiçbir şey düzelmez. Çünkü artık gelmiyor. Ya Balıkesir’e gidiyor, ya Bursa’ya, ya İstanbul’a, ya Yunan’a, ya Bulgaristan’a. Para gidiyor, hikaye gidiyor, alışkanlık gidiyor.
Bu köşe yazısı bir çözüm yazısı değil. Bilinçli olarak değil. Çünkü çözümden önce gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Bu şehir önce şikayeti doğru okumalı. Suçu dövize, sınır kapılarına, sosyal medyaya atmayı bırakmalı ve aynaya bakmalı.
Benim gördüğüm net: Bu iş disiplinle olur. Sert, net, tavizsiz bir disiplinle. Aksi halde “böyle gelmiş böyle gider” sözü, Çanakkale için kehanet değil, kader olur.
Çözüm fikrimi başka bir yazıda paylaşacağım. Ama şunu şimdiden söyleyeyim: Bu mesele ne festivalle çözülür ne afişle. Bu mesele esnaf kültürünün değişimiyle çözülür. Zihniyet değişmezse, şehir değişmez. Ve şehir değişmezse, para da dönmez.
Çözümümü bekleyin, yazacağım.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: