Kaz Dağları yıllardır sadece bir coğrafya değil, Çanakkale’nin en önemli ortak meselelerinden biri.
Her maden projesi gündeme geldiğinde aynı sorular soruluyor: Ekonomik kalkınma mı, doğal yaşam mı? İstihdam mı, su kaynakları mı? Aslında mesele bunlardan birini seçmek değil. Mesele, geri dönüşü olmayan risklerin gerçekten doğru hesaplanıp hesaplanmadığı.
Bu nedenle geçtiğimiz günlerde açıklanan karar dikkat çekici. Çanakkale 1. İdare Mahkemesi, Koza Altın’ın Kaz Dağları bölgesindeki maden projesine ilişkin ÇED olumlu kararını iptal etti. Mahkeme kararında, bilirkişi raporunda yer alan çevresel risklere ilişkin değerlendirmeler etkili oldu. Özellikle bölgenin orman varlığı, su kaynakları ve Atikhisar Barajı havzasına ilişkin tespitler, kararın öne çıkan gerekçeleri arasında yer aldı.
Bu kararı, “Her şey çözüldü.” diye okumak doğru olmaz. Türkiye’de çevre davalarının uzun sürdüğünü, benzer projelerin farklı süreçlerle yeniden gündeme gelebildiğini hepimiz biliyoruz. Ancak bu karar, yıllardır “Bu bölgenin ekolojik değerleri yeterince dikkate alınmalı.” diyenlerin sesinin tamamen karşılıksız olmadığını göstermesi açısından önemli.

Kaz Dağları’nı konuşurken aslında sadece ağaçları konuşmuyoruz. Çanakkale’nin içme suyunu, tarımını, temiz havasını ve yaşam kalitesini konuşuyoruz.
Belki de bu kararın en önemli tarafı burada.
Çünkü doğayı korumak, bir görüşün değil; geleceğe dair ortak sorumluluğumuzun konusu.
Bu yüzden bazen sonucu kesinleşmemiş bir süreçte bile umut veren gelişmeleri not etmek gerekir. Umut, mücadeleyi bitirmez; devam ettirebilmek için güç verir.
Yorumlar
Kalan Karakter: