Eskiden emeklilik bir hedefti.
Bugün ise çoğu insan için bir iyimser temenni.
Gençken “çalış, dişini sık” denirdi. Orta yaşta “biraz daha dayan” eklendi. Şimdi ise tablo net: Dayanma süresi uzuyor, maaş kısalıyor, emeklilik yaşı ise ufuk çizgisinin gerisine kaçıyor.
Tam bu noktada son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var: mikro emeklilik.
Kulağa hoş geliyor ama Türkiye’de karşılığı var mı, asıl mesele bu.
Mikro emeklilik; hayatı tek parça bir mücadele olarak değil, molalarla bölünmüş bir yolculuk olarak görmeyi öneriyor. Yani 65 yaşında “artık yaşayayım” demek yerine, 30’larda, 40’larda küçük kaçamaklar, bilinçli duraklar koymak.
Peki Türkiye’de mümkün mü?
Asgari ücretle geçinmeye çalışan, borçla ay sonunu getiren biri için mikro emeklilik bir sosyal medya kavramı gibi duruyor. Çünkü bizim ülkede çalışmaya ara vermek çoğu zaman “düzenin dışına düşmek” anlamına geliyor. Sosyal güvenlik boşluk kabul etmiyor, prim günleri affetmiyor.
Ama bir gerçek de var:
Artık klasik emeklilik de geleceği garanti etmiyor.
Bugün emekli olan milyonlar, “dinlenme” hayali kurarken ek iş arıyor. Emeklilik, geçim derdinin bittiği değil; şekil değiştirdiği bir döneme dönüştü.
İşte mikro emeklilik tam burada tartışılmalı.
Lüks bir kaçış modeli olarak değil; insanın kendini tüketmeden hayatta kalma çabası olarak.
Belki de mikro emeklilik Türkiye’de şu anlama geliyor:
Tam zamanlı iş + ek iş + kısa molalar
Uzaktan çalışma bulduğunda nefes almak
Bir yaz sezonunu daha az çalışarak geçirmek
“Hiç olmazsa bu yıl kendime zaman ayırayım” demek
Yani sistemin sunduğu bir hak değil, bireyin kendi kendine açtığı küçük pencereler.
Sonuçta soru şu: Emeklilik hayal olmuşken,
hayatı tamamen ertelemek mi daha akıllıca,
yoksa imkan buldukça küçük molalarla yaşamak mı?
Belki de yeni neslin cevabı net: Tam emeklilik yoksa, mikro yaşam var.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: