Çanakkale’de kış kendini hissettirdi mi, konu bir şekilde dönüp dolaşıp avcılığa geliyor. Kahvede konuşuluyor, sosyal medyada tartışılıyor, dağ yolunda bir elinde tüfekle görülenler tepki çekiyor. “Av yasak mı, serbest mi?” sorusu ise her yıl aynı belirsizlikle karşımızda duruyor.
Resmi olarak baktığınızda tablo net: Av sezonu kapalıysa avcılık yasak. Üreme dönemi başlamışsa, doğanın nefes alması gerekiyorsa, tüfeğin de dolapta kalması şart. Ama Çanakkale’nin dağlarında, özellikle yüksek kesimlerinde bu kuralın kağıt üzerinde kaldığını söyleyenlerin sayısı az değil. “Kim denetleyecek?” sorusu da tam burada çıkıyor karşımıza.
Kazdağları yalnızca bir dağ silsilesi değil; kekliğin, tavşanın, domuzun, kuşun yuvası. Avcılık kültürü bu topraklarda eskidir, doğrudur. Ama eskiden avcılık ihtiyaç içindi, denge gözetilirdi. Şimdi ise çoğu zaman mesele ne ihtiyaç ne de kültür. Bir fotoğraf, bir paylaşım, bir “vurdum” hikayesi… Doğa ise her seferinde biraz daha sessizleşiyor.
İşin bir de adalet tarafı var. Kurallara uyan, av sezonunu bekleyen, belgeyle avlanan insanlar “enayi” yerine konulduğunu hissediyor. Yasak dinlemeyenler ise çoğu zaman görünmez. Denetim zayıfsa, ceza caydırıcı değilse, yasa sadece kurallara uyanı bağlıyor.
Avcılık meselesi artık sadece bir av meselesi değil. Bu, doğayla kurduğumuz ilişkinin aynası. “Ne kadar alırsak o kadar bizimdir” anlayışı mı, yoksa “korursak kalır” bilinci mi ağır basacak, asıl soru bu.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: Av sezonu ne zaman açılıyor değil, doğa bize ne zaman “tamam” diyor? Çünkü doğa sustuğunda, tartışacak bir gündem de kalmıyor.
Bir gün Kazdağları sessizleşirse, avcı da anlatacak hikaye bulamaz.
Ve Çanakkale bunu kaldıracak bir yer değil.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: