Eskiden yağmur duası köy meydanlarında yapılırdı. Şimdi ise baraj doluluk oranlarına bakıp telefon ekranına dua ediyoruz. Kuraklık artık “olağanüstü bir doğa olayı” değil; hayatın yeni normali. Özellikle tarım kentleri için bu durum, sadece susuzluk değil, geçim meselesi.
Türkiye’nin pek çok bölgesi gibi Çanakkale de bu tabloyu yakından hissediyor. Mevsimler kaydı, yağışlar azaldı, yeraltı suları çekildi. Ama hala kuraklığı “bu sene de yağmur yağmadı” diye geçiştiriyoruz. Oysa mesele yağmurdan çok, bizim suyla kurduğumuz ilişki.
Kuraklıkla mücadelenin ilk adımı, suyu sınırsız bir kaynak gibi görmekten vazgeçmek. Tarımda hala salma sulama yapılıyorsa, orada sadece su değil, gelecek de boşa akıyor demektir. Damla ve yağmurlama sulama sistemleri artık bir tercih değil, zorunluluk. Üstelik bu sistemler sadece dev çiftlikler için değil; küçük üreticiye uygun desteklerle yaygınlaştırılabilir.
İkinci mesele ürün deseni. Her toprağa her ürünü ekmeye çalışmak, doğaya meydan okumaktır. Suya dayanıklı, yerel ve ata tohumlarının yeniden kıymet görmesi şart. Çanakkale’nin iklimine uygun ürünler varken, sırf piyasa istiyor diye su canavarı bitkilere yönelmek, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli kayıp demek.
Kentler de masum değil. Park bahçelerde öğlen sıcağında sulama yapmak, kaldırımları yıkamak, sızıntı yapan şebekelere göz yummak… Bunların hepsi kuraklığa sessiz katkı. Belediyeler gri su kullanımını, yağmur suyu hasadını ve su kayıp-kaçaklarını azaltmayı gündemin ilk sırasına koymak zorunda.
Kuraklıkla mücadelede göz ardı edilen ama en etkili yöntemlerden biri de kullanılmış suyun geri dönüştürülmesi, yani gri su uygulamalarıdır. Evlerde lavabo, duş ve çamaşır makinelerinden çıkan, tuvalet atığı içermeyen bu sular basit arıtma sistemleriyle yeniden kullanılabilir. Bahçe sulamasında, park ve yeşil alanlarda, hatta tuvalet rezervuarlarında değerlendirilmesi mümkün olan gri su, hem su tüketimini ciddi biçimde azaltır hem de altyapı üzerindeki yükü hafifletir. Bugün birçok ülkede zorunlu hale getirilen bu sistemler, bizde hala “lüks” ya da “gereksiz masraf” gibi görülüyor. Oysa geri dönüştürülen her damla su, geleceğe bırakılan küçük ama hayati bir mirastır.
Ve elbette bireysel sorumluluk. Musluğu kısarak dünyayı kurtaramayız belki ama zihniyeti değiştirebiliriz. Kuraklıkla mücadele, sadece çiftçinin ya da devletin işi değil; hepimizin meselesi.
Artık şu gerçeği kabul edelim: Kuraklık geçici değil, kalıcı. Çözüm de yağmur beklemek değil, aklımızı ve alışkanlıklarımızı değiştirmek. Yoksa bir gün toprağa değil, susuzluğa bakarız.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: