Çanakkale’de bir kadın bıçaklandı.
Bugün “ağır yaralı” deniyor.
Ama bu ülkede biz o kelimenin devamını çok iyi biliyoruz.
Çünkü kadın cinayetleri sürpriz değildir.
Çünkü yarının cinayeti, bugünden bellidir.
Önce bağırır kadın.
Duyulmaz.
Sonra şiddet görür.
“Aralarında sorun var” denir.
Tehdit edilir.
“Bir şey olmaz” denir.
Bıçak çekilir.
“Anlık öfke” denir.
Ve bir gün, artık “hayatını kaybetti” yazılır.
Kepez’de yaşanan bıçaklama olayı da tam olarak bu zincirin içindedir. Kimse “nasıl oldu” diye sormasın. Oldu, çünkü olacağı belliydi. Çünkü bu ülkede bir kadın bıçaklanıyorsa, aslında defalarca öldürülmüş demektir: ciddiye alınmayarak, korunmayarak, yalnız bırakılarak.
Biz kadın cinayetlerini hala sonuç üzerinden tartışıyoruz. Oysa mesele sonuç değil, süreçtir. Cinayet, en son aşamadır. Ondan önce onlarca uyarı vardır. Ama o uyarılar çoğu zaman duvara çarpar.
Koruma kararları kağıt üstünde kalır.
Şikayetler “barışın” diye geri gönderilir.
Fail dışarıdadır, mağdur tetiktedir.
Sonra herkes şaşırır gibi yapar.
“Nasıl bu noktaya geldi?”
Geldi. Çünkü getirdik.
Bugün ağır yaralı olan bu kadın hayatta kalırsa, bu bir mucize sayılacak. Ama mucizelere bel bağlayan bir sistem, adalet değildir. Ve hayatta kalması, bu zincirin kırıldığı anlamına da gelmez. Çünkü biz her seferinde şunu yapıyoruz: Ölüm gerçekleşmezse rahatlıyoruz.
Oysa rahatlayacak hiçbir şey yok.
Bugün bıçaklanan kadın, yarının cinayet istatistiği olabilir. Bugün susulan şiddet, yarın mezarlıkta konuşur. Bugün görmezden gelinen tehdit, yarın bir çocuğun annesiz kalmasıdır.
Kadın cinayetleri “bir anda” olmuyor.
Onlar, gün gün, göz göre göre geliyor.
Ve biz hala “sonra konuşuruz” diyoruz.
Hayır.
Yarın çok geç.
Çünkü yarının cinayeti, bugünden bellidir.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: