Bayram yaklaşıyor. Eskiden bayram yaklaşırken evlerde başka bir telaş olurdu. Temizlik yapılır, tatlı hazırlanır, çocuklara bayramlık alınırdı. Ama en önemli hazırlık, kimin kapısını çalacağımızın planıydı.
Şimdi ise bayram yaklaşınca ilk konuşulan şey şu oluyor:
“Nereye gidelim?”
Ama bu sorunun anlamı artık değişti. Eskiden bu soru hangi akrabaya önce uğrayalım demekti. Bugün ise çoğu zaman hangi tatil beldesine kaçalım anlamına geliyor.
Bir zamanlar bayram sabahı erkenden kalkılır, büyüklerin eli öpülürdü. Kahvaltıdan sonra akrabalar tek tek ziyaret edilirdi. Kapılar çalınır, çaylar içilir, çocuklar şeker toplardı. Mahallede bir hareket olurdu; sokak bile bayramı hissederdi.
Bir de köyler vardı…
Bayramın gerçek kalabalığı aslında orada olurdu.
Şehirde yaşayanlar bayramdan bir gün önce yola çıkar, köy yolları arabalarla dolardı. Dedelerin, ninelerin evleri bir anda şenlenirdi. Avluda kazanlar kaynar, sofralar uzar, çocuklar bahçelerde koştururdu. Bayram, köyde sadece bir gün değil; adeta küçük bir şenlik gibi yaşanırdı.
Bugün o köylerin çoğunda bayram sabahı sessizlik var.
Bir zamanlar bayramda dolup taşan evlerin kapıları artık ya kilitli ya da içeride yalnız yaşayan bir yaşlıya emanet. Avluların gürültüsünü rüzgar almış götürmüş. Çocuk sesleri yerine bazen tek duyulan şey rüzgarın boş sokaklarda dolaşması.
Çünkü şehir büyüdükçe köy biraz daha küçüldü.
Önce gençler gitti, sonra çocuklar köyü tanımaz oldu.
Bugün birçok çocuk için köy, sadece aile büyüklerinin anlattığı bir hikaye. Oysa bir zamanlar bayramın kalbi köylerde atardı. Şehirde yaşayanlar köye döner, kapılar sabahın erken saatlerinden geceye kadar açık kalırdı.
Şimdi ise köyler bayramı bekliyor ama gelen pek olmuyor.
Artık bayram planı yapılırken “köye gidelim” diyen pek çıkmıyor. Daha çok “iki günlüğüne tatil köyüne kaçalım”, “bir yerlere gidelim de kafamız dağılsın” cümleleri kuruluyor.
Elbette insan dinlenmek ister. Ama bazen fark etmeden bayramın asıl anlamını bavulun içine koyup başka bir şehre gönderiyoruz.
Belki de bu yüzden bazı köylerde bayram sabahı en kalabalık yer mezarlık oluyor. İnsanlar köye gidiyor ama yaşayanları görmek için değil; toprağın altındakilere selam vermek için.
Oysa bayramın anlamı biraz da yaşayanları hatırlamaktır.
Şimdi bayram yaklaşırken yine aynı soru dolaşıyor herkesin dilinde:
“Nereye gidelim?”
Belki de asıl soru bu değil.
Belki sormamız gereken soru şu:
“Biz nereleri unuttuk?”
Çünkü unutulan sadece bir köy değil.
Unutulan; kapısı açık evler, uzun sofralar, çocukların koştuğu avlular ve bir bayram sabahının kalabalığı.
Ve bazı şeyler sessizce unutulmaz.
Onlar önce köyleri boşaltır, sonra hatıraları.
Bayram ise belki de tam bunun için vardır:
İnsanın dönüp baktığında nereden geldiğini hatırlaması için.
İyi haftalar.
İyi bayramlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: