İran’da bir şey oluyor. Haritalar açılıyor, uzmanlar konuşuyor, alt yazılar hızla akıyor: “Gerilim tırmanıyor.”
Ekranı kapattığımızda evimiz aynı ev, sokak aynı sokak. Ama içimizde bir şey değişmiş oluyor.
Çünkü bu coğrafyada hiçbir yangın gerçekten uzak değildir.
İran’daki gelişmelerin ilk etkisi cüzdana dokunur. Enerji fiyatları yükselir, piyasalar dalgalanır, döviz kıpırdar. “Bölgesel gerilim” denilen o teknik ifade, market rafında etiket olarak karşımıza çıkar. Nakliye artar, üretim maliyeti artar, zincirleme bir etki başlar.
Ekonomi kırılgansa, dışarıdaki her çatışma içeride daha sert hissedilir.
Bir ülkede bomba patlar, başka bir ülkede enflasyon yükselir. Küresel düzen artık böyle çalışıyor.
Ama asıl mesele sadece para değil.
Sürekli kriz haberleriyle yaşayan toplumlar, görünmez bir yorgunluk taşır.
Her sabah yeni bir “gerilim”, her akşam yeni bir “olası savaş” ihtimali… İnsan zihni alarmda yaşamaya başlar. Güven duygusu aşınır. Gelecek planları temkinli kurulur.
Belirsizlik, ekonomik kaygıyla birleştiğinde sadece cebimizi değil, ruh halimizi de etkiler.
Çocuklar televizyon başında savaş görüntüleri görerek büyür.
Gençler gelecek planı yaparken “acaba” kelimesini daha sık kullanır.
Yetişkinler, yarın ne olacağını kestirememekten yorulur.
Toplumsal psikolojide en tehlikeli eşik şudur:
Krizlerin sıradanlaşması.
“Alıştık artık” dediğimiz an, aslında duyarsızlaşmaya başladığımız andır. Oysa alışmak çözüm değildir; sadece hissizleşmektir.
Bir de siyasi ve jeopolitik boyut var. Bölgesel çatışmalar, ülkelerin dış politika tercihlerini zorlar. Tarafsız kalmak, taraf olmak, denge kurmak… Her kararın ekonomik ve diplomatik maliyeti vardır.
Uluslararası sistemde bir taş yerinden oynadığında, zincirin en uç halkası bile sarsılır. Küresel ticaret yolları değişir, enerji rotaları risk altına girer, güvenlik politikaları sertleşir.
Uzak bir şehirde başlayan çatışma, binlerce kilometre ötede yaşayan insanın hayatında doğrudan bir değişiklik yaratabilir. Çünkü artık hiçbir ülke gerçekten izole değil.
Ve belki en insani tarafı:
Savaş ihtimali, insana kendi kırılganlığını hatırlatır.
Sınırlar harita üzerinde çizgidir ama acı evrenseldir.
Bir annenin kaygısı, bir çocuğun korkusu, bir ailenin belirsizliği… Bunların dili, dini, pasaportu yoktur.
Bu yüzden uzak yangının dumanı sadece ekonomik değil, manevidir de.
Bir tedirginlik, bir huzursuzluk, bir “ya daha da büyürse” hissi…
Belki alevi görmüyoruz.
Ama kokusunu alıyoruz.
Ve biliyoruz:
Dünya küçüldükçe, yangınlar da uzak kalmıyor.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: