Mart ayı gelince meydanlar hazırlanır, bayraklar asılır, tören programları konuşulmaya başlanır. Geçmişin kahramanlarını anmak için şehir yavaş yavaş o bildik ritmine girer.
Ama tam da böyle zamanlarda insanın aklına başka bir soru takılıyor:
Bir toplum geçmişiyle bu kadar gurur duyarken, bugünün gençleri neden bu kadar savruluyor?
Geçtiğimiz günlerde yaşanan acı olay, bir lise öğrencisinin hayatını kaybetmesi, hepimizi derinden sarstı. Böyle olaylar çoğu zaman bir haber başlığı olarak gelip geçiyor. Oysa o başlık, aslında uzun zamandır biriken sessizliğin son noktasıdır.
Gençlerin dünyası artık eskisinden çok daha karmaşık.
Sosyal medya var ama sosyallik yok.
Kalabalıklar var ama gerçek arkadaşlık az.
Başarı baskısı var ama dinleyen pek yok.
Ve bazen bu yalnızlık farklı şekillerde ortaya çıkıyor.
Dün akşam saatlerinde gözüme ilişen şeye şaşırdım. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün duvarına tuvaletini yapan, sanırım üç genç ve o anı telefonlarıyla kaydedip adeta “anı” haline getiren iki kişi vardı.
Beş genç.
Bir duvar.
Bir telefon kamerası.
Bir tarafı saygısızlık, bir tarafı umursamazlık. Ama biraz dikkatli bakınca aslında başka bir tablo görünüyor: sınırları kaybolmuş, dikkat çekmeye çalışan, neyin doğru neyin yanlış olduğunu artık pek umursamayan bir gençlik hali.
Bir zamanlar gençler yaramazlık yapardı ama utanma duygusu vardı.
Şimdi ise utanmak yerine paylaşmak var.
Çünkü bugün birçok genç için “görülmek”, “anlaşılmaktan” daha önemli hale geldi.
Bir tarafta içe kapanan, sessizleşen, kimseye derdini anlatamayan gençler…
Diğer tarafta ise sınır tanımayan, her şeyi şakaya çeviren bir umursamazlık.
İkisi de aynı sorunun farklı yüzleri.
Evlerde çoğu zaman notlar konuşuluyor ama duygular konuşulmuyor.
Okullarda disiplin konuşuluyor ama yalnızlık konuşulmuyor.
Toplumda ahlak konuşuluyor ama gençlerin neden bu noktaya geldiği pek sorulmuyor.
Oysa bir çocuğun hayatı bir günde kırılmaz.
Yavaş yavaş daralan bir dünyada, yavaş yavaş yalnızlaşarak kırılır.
Birinin sessizliği, diğerinin saygısızlığı…
Aslında ikisi de aynı cümleyi söylüyor olabilir:
“Bizi gerçekten gören var mı?”
Geçmişin kahramanlarını anmak elbette önemli.
Ama belki de asıl mesele şu soruda gizli:
Biz bugünün gençlerini ne kadar görüyoruz?
Çünkü bazen bir çocuğu hayata bağlayan şey büyük projeler değildir.
Bazen sadece biri çıkar ve sorar:
“Gerçekten nasılsın?”
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: