Bazı haberler vardır, sayfada küçük görünür ama insanın içinde büyük bir boşluk açar.
“Bir köy daha taşınıyor” denir mesela. Oysa taşınan sadece ev değildir. Toprak değil. Ağaç hiç değil.
Taşınan, bir ömrün izi, bir kuşağın hatırası, bir köyün hafızasıdır.
Çan’ın Kulfal köyü de şimdi bu sessiz hikayenin yeni cümlelerinden biri.
Kağıt üzerinde “taşınma”, “kamulaştırma”, “proje alanı” gibi kelimelerle anlatılan şey; aslında bir sabah uyanıp dedenin diktiği ağacın artık sana ait olmadığını öğrenmektir.
Devlet diliyle bakarsan bu bir “yer değişimi”.
Ama köylünün diliyle konuşursak bu,
“evin yerinden değil, kökün yerinden sökülmesidir.”
Türkiye’nin dört bir yanında benzer hikayeler var.
Baraj gelir, köy gider.
Maden gelir, su gider.
Yol yapılır, mezar kalır ortada.
İşte tam burada, Akbelen’de yaşam alanını savunduğu için tutuklanan Esra Işık’ın o sorusu çarpıyor insanın yüzüne:
“Siz hiç atalarınızın mezarlarını, kemiklerini taşımak zorunda kaldınız mı?”
Bu soru bir cümle değil.
Bu, bu topraklarda yaşayan herkesin yüzleşmesi gereken bir hakikat.
Çünkü mesele artık sadece geçim değil.
Mesele, insanın geçmişiyle bağının koparılması.
Kulfal’da bugün konuşulan şey sadece evlerin nereye taşınacağı değil.
Kimse yüksek sesle söylemiyor ama herkes biliyor:
Mezarlar ne olacak?
Bir köyü köy yapan sadece yaşayanlar değildir.
Orada yatanlardır da.
Mezar taşı dediğin şey, bir taş değil.
Bir hafıza direğidir.
O direği söktüğünde, köy ayakta kalmaz.
Bize hep “kalkınma” anlatılıyor.
Ama kalkınma dediğin şey, insanı yerinden ederek mi olur?
Toprağı verimsiz bırakarak mı?
Köyleri boşaltarak mı?
Eğer bir proje, bir köyün mezarlığını bile yerinden ediyorsa
orada sadece doğa değil, insan da kaybediyordur.
Bugün Kulfal konuşuluyor.
Dün Kazdağları’ndaki köylerdi.
Yarın başka bir yer olacak.
Ama değişmeyen tek şey şu:
Köyler bir anda taşınmıyor.
Önce suyu gidiyor.
Sonra toprağı.
En son insanı.
Ve geriye sadece bir tabela kalıyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bir ülke, köylerini kaybederek büyüyebilir mi?
Yoksa biz büyüyoruz derken,
yavaş yavaş yerimizden mi eksiliyoruz?
Çünkü bazı şeyler taşınmaz.
Köy taşınmaz mesela.
Köy, ya yaşar…
ya da hatıra olur.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: