Son zamanlarda bir akım aldı başını gidiyor:
“Şehri bıraktım, köye yerleştim.”
Bir bakıyorsun, bir ünlü çıkmış…
Elinde sepet, ayağında tertemiz çizmeler, saçlar fönlü.
Arka planda taş ev, önünde kahve…
Altına da yazmış: “Gerçek hayat bu.”
İyi de… kimin gerçeği bu?
Köy dediğin yer, fotoğraf filtresiyle güzelleştirilecek bir dekor değil.
Köy, sabahın köründe uyanmaktır.
Toprağa bakıp “bu yıl ne olacak” diye içten içe sıkılmaktır.
Mazot hesabı yapmaktır, gübreyi yarıya düşürmektir, bazen ekmekten kısmaktır.
Ama bunlar yok o paylaşımlarda.
Orada hep gün batımı var.
Hep huzur var.
Hep “şehirden kaçtım, ruhumu buldum” cümlesi var.
Köyde yaşayan insan, ruhunu arayacak vakti bile zor buluyor artık.
Çünkü o, hayatta kalmaya çalışıyor.
Birinin “minimal hayat” dediği şey,
başkasının mecburiyeti aslında.
Ünlüler köye yerleşmiş…
Ama traktörün mazotunu düşünmeden,
ürünün para edip etmeyeceğini hesaplamadan,
“ya bu yıl da zarar edersek?” korkusunu yaşamadan…
Başka bir gerçeklikte yaşıyorlar.
Bu, köy hayatı değil.
Bu, köy manzaralı bir yaşam.
En tehlikelisi de şu:
İnsanlara yanlış bir hayal satılıyor.
Sanki köye gidersen her şey düzelecek,
sanki toprak seni otomatik olarak doyuracak,
sanki hayat bir anda sadeleşip güzelleşecek…
Oysa gerçek köyde,
toprakla romantizm değil, mücadele yapılır.
Köyde yaşayanlar yıllardır anlatamıyor bunu.
Çünkü onların sesi, filtreli fotoğraflar kadar ilgi çekmiyor.
Ama gerçek şu:
Köy, kaçılacak bir yer değil,
yaşanacak bir sorumluluktur.
Ve belki de en acı tarafı şu:
Gerçek köylü, şehir hayali kurarken…
Şehirli, köy hayali satıyor.
Köyde hayat var, evet.
Ama o hayat,
Sosyal medyada görüldüğü gibi değil.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: