Köy meydanlarında kazanlar kuruluyor, sabahın erken saatlerinden itibaren hummalı bir hazırlık başlıyor. Bir yanda pilav karıştıranlar ve keşkek dövenler, diğer yanda masa taşıyanlar... Uzakta yaşayanlar memleket yoluna düşüyor. Mezarlıklar ziyaret ediliyor, eski dostlar birbirine sarılıyor.
Bir günlüğüne de olsa köyler eski günlerine dönüyor.
Ama sadece bir günlüğüne.
Çünkü hayır sofralarının etrafında oluşan kalabalığa bakıp köylerin hala canlı olduğunu düşünmek, biraz da kendimizi kandırmak oluyor.
Bir zamanlar onlarca çocuğun koştuğu sokaklarda artık sessizlik hakim. Birçok köyde okul yok. Çocuklar kilometrelerce uzaktaki okullara taşınıyor. Bazı yerlerde servis bile başlı başına bir mesele. Gençler iş bulmak için kentlere gidiyor, geride ise yaşlanan bir nüfus kalıyor.
Hayır günlerinde yüzlerce araç köye giriyor ama ertesi gün sokaklar yine boşalıyor.
Üstelik köyde kalmayı tercih edenlerin yükü de her geçen gün ağırlaşıyor. Mazot pahalı, gübre pahalı, yem pahalı. Üretenin kazandığından çok harcadığı bir düzende tarım yapmak giderek zorlaşıyor. Buna rağmen insanlar toprağı bırakmıyor. Belki alışkanlıktan, belki umuttan, belki de başka çareleri olmadığı için...
Hayır sofralarında birlik ve beraberlikten söz ediliyor. Haklı olarak da ediliyor. Ancak köylerin geleceği konusunda aynı birliktelik ne yazık ki pek görünmüyor.
Bir köyü yaşatmak yılda bir kez yemek vermekle olmaz. O köyde çocukların yaşayabilmesiyle olur. Gençlerin gelecek görebilmesiyle olur. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesiyle olur.
Bugün birçok köyde en kalabalık gün, hayır günü.
Bu durum aslında kutlanacak kadar değil, düşünülmesi gereken kadar önemli.
Çünkü hayırlar, geçmişten kalan güzel bir gelenek. Fakat o geleneği yaşatacak insanlar köylerde kalmazsa, bir süre sonra hayır günleri de sadece hatıralarda yaşayacak.
Kazanlar kaynamaya devam ediyor.
Köyler de yaşamaya devam edecek mi?
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: