Deniz kıyısında, denizden uzak...
Bir kentin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak için bazen büyük projelere bakmaya gerek yoktur. Basit bir soru yeterli oluyor:
Vatandaş hafta sonu ailesiyle birlikte gidip rahatça vakit geçirebileceği kaç kamu tesisine sahip?
Denizin kıyısında yaşayan bir iliz. Üstelik yalnızca deniz değil; tarih, doğa ve eşsiz manzaralar da elimizin altında. Her yıl milyonlarca insan bu güzellikleri görmek için geliyor. Ancak burada yaşayanların bu güzelliklerden ne kadar faydalanabildiği pek konuşulmuyor.
Bugün birçok aile için günübirlik bir gezi bile hesap kitap işi haline geldi. Yakıtı, yemeği, içeceği derken basit bir pazar günü bile ciddi bir masrafa dönüşebiliyor. Böyle bir dönemde kamuya ait sosyal tesislerin, mesire alanlarının ve günübirlik dinlenme alanlarının önemi daha da artıyor.
Ne var ki sahip olduğumuz kıyı uzunluğu, doğal alanlar ve turizm potansiyeli düşünüldüğünde, kamu eliyle işletilen ve herkesin rahatça faydalanabileceği tesislerin sayısı oldukça sınırlı görünüyor.
Oysa mesele yalnızca piknik masası koymak ya da birkaç bank yerleştirmek değil. İnsanların temiz bir tuvalete ulaşabildiği, gölgede oturabildiği, çocukların güvenle oynayabildiği, yaşlıların rahatça vakit geçirebildiği alanlar oluşturmak gerekiyor.
Kentimizde gölgeden yürümek için bile yeterli yeşillik alan yok, maalesef.
Turizm elbette önemli. Şehre ekonomik katkı sağlaması da değerli. Ancak bir kentin başarısı yalnızca ziyaretçi sayısıyla ölçülmez. O kentte yaşayan insanların yaşam kalitesi de en az bunun kadar önemlidir.
Belki de artık şu soruyu yetkililere ve ilgililere sorabiliriz:
Milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan bu coğrafyada, burada yaşayan insanlar için yeterince sosyal alan ve günübirlik tesis var mı?
Çünkü bazen en büyük yatırım, insanların nefes alabilecekleri bir gölge, oturabilecekleri bir bank ve kendilerini ait hissedebilecekleri bir kamusal alan yaratmakta.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: