Telefon ekranına düşen bir mesajı okuyorum:
"Limon falan da yok ben değilim ama sen bilirsin tabi ki öyle bir şey yok zaten ben de çok güzel bir gün diliyorum sana ne zaman gelir bilmiyorum..."
Kelimelerin hepsi tanıdık.
Türkçe.
Anlamları var.
Ama cümlenin bütünü bir şey anlatmıyor.
Önce gülümsüyorum. Sonra düşünüyorum.
Acaba sadece mesajlar mı böyle?
Yoksa hayatın kendisi de biraz buna mı benzemeye başladı?
Sabah kalkıyoruz. Haberleri açıyoruz. Bir sürü söz, bir sürü açıklama, bir sürü tartışma... Gün boyunca yüzlerce cümle duyuyoruz. Akşam olduğunda ise geriye ne kaldığını hatırlamakta zorlanıyoruz.
Konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz.
Yazıyoruz ama anlatamıyoruz.
Dinliyoruz ama duymuyoruz.
Her şeyin hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. O kadar hızlı ki düşünceler bile birbirine çarpıp dağılıyor. Bir konu daha sindirilmeden yenisi geliyor. Bir mesele çözülmeden başka bir gündem ortaya atılıyor.
Ortaya tuhaf bir kalabalık çıkıyor.
Ses çok.
Gürültü çok.
Ama anlam giderek azalıyor.
Belki de bu yüzden insanlar kendilerini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyor. Çünkü insanı yalnızlaştıran sessizlik değil, anlamsızlıktır.
Eskiden insanlar geleceği konuşurdu. Şimdi gelecekle ilgili konuşmalar bile çoğu zaman birbirine eklenmiş rastgele kelimelere benziyor. Ne olacağını kimse bilmiyor. Ne olmasını istediğini de tam anlatamıyor.
İşte bu yüzden "hiçlik" bazen boşluk değildir.
Bazen fazlalıktır.
O kadar çok sözün arasında kaybolan anlamdır.
O kadar çok bilginin içinde bulunamayan hakikattir.
Ve belki de yarın dediğimiz şey, tam olarak burada başlıyor.
Anlamını kaybetmiş cümlelerin arasında, yeniden anlamlı bir söz arayışında...
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: