Bir süredir sosyal medyada aynı görüntüler dönüp duruyor:
Renk renk şalvarlar, davul zurna, kahkahalar, halaylar…
Adına da “şalvar gecesi” deniyor.
Kimi küçümsüyor.
“Köylü eğlencesi” deyip geçiyor.
Kimi de yapay buluyor; “kamera kapanınca herkes eski derdine dönüyor” diyor.
Ama mesele sadece eğlenmek değil aslında.
Çünkü bu ülkede özellikle kırsaldaki kadınların kendilerine ait alanı çok az.
Sabahın köründe kalkıp soba yakan, hayvana bakan, tarlaya giden, çocuk büyüten, yaşlı bakan kadınların çoğunun “kendine ait” bir günü bile yok.
Bir kahve içmeye çıkması bile bazen mesele oluyor.
İşte o yüzden şalvar geceleri sadece oyun havası değil; biraz nefes alma alanı.
Belki şehirde yaşayan biri için sıradan görünebilir.
Ama bazı köylerde kadınların yıllarca düğün dışında müzikle bir araya gelme imkanı bile olmadı.
Şimdi bir gece toplanıp oynuyorlarsa, biraz da yılların birikmiş yorgunluğunu yere vuruyorlar aslında.
Ama işin başka bir tarafı daha var.
Sosyal medya her şeyi olduğu gibi bunu da vitrine çevirdi.
Eskiden kadınlar kendi arasında eğlenirdi; şimdi her masada bir telefon kamerası var.
Halaydan çok görüntü çekiliyor.
Samimiyet bazen filtrelerin arkasında kayboluyor.
Bir de şu gerçek var:
Şalvar gecesi videolarında görünen köy hayatı, köy hayatının tamamı değil.
O şalvarla ertesi sabah ahıra gidiliyor.
Oyun oynanan ellerle odun taşınıyor.
Gece kahkaha atan kadın sabah servis olmadığı için çocuğunu kilometrelerce uzağa okula göndermeye uğraşıyor.
Bazı köylerde hala doğru düzgün ulaşım yok, internet yok, doktor yok.
Yani mesele sadece “eğleniyorlar” değil.
Biraz da ağır hayatın arasında kendilerine küçük bir pencere açmaya çalışıyor insanlar.
Belki de bu yüzden şalvar geceleri bu kadar konuşuluyor.
Çünkü o görüntülerde sadece eğlence değil, bastırılmış bir hayatın kısa süreli özgürlüğü var.
Şalvarın cebi yok belki…
Ama içine yılların suskunluğu, yorgunluğu ve dayanma gücü sığıyor.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: