Siyaset, bir zamanlar fikirlerin yarıştığı bir alandı. İnsanlar partilere sadece seçim dönemlerinde değil, hayat görüşleriyle bağlanırdı. Sağcı, solcu, muhafazakar, sosyal demokrat... Her tanımın arkasında savunulan bir dünya görüşü, uğruna mücadele edilen ilkeler vardı.
Bugün ise siyaset giderek başka bir şeye dönüşüyor. İdeolojilerin yerini vitrinler alıyor.
Artık ne söylendiğinden çok nasıl göründüğü konuşuluyor. Meydanlardan çok sosyal medya hesapları, programlardan çok kamera açıları önemseniyor. Bir siyasetçinin kaç vaat sunduğundan ziyade, kaç saniyelik etkileyici bir video hazırladığı gündem oluyor. Siyasi tartışmaların yerini sloganlar, uzun vadeli projelerin yerini birkaç günlük algı çalışmaları alıyor.
Vitrin elbette önemlidir. İnsan anlattığını iyi sunabilmelidir. Ancak vitrin, dükkanın kendisi değildir. Raflar boşsa, en şık vitrin bile bir süre sonra anlamını yitirir.
Siyasetin de bugün karşı karşıya olduğu sorun tam olarak budur. Güzel hazırlanmış afişler, profesyonel ekipler, dikkat çekici paylaşımlar... Bunların hiçbiri tek başına ülkenin sorunlarını çözmez. Çiftçinin maliyetini düşürmez, emeklinin maaşını artırmaz, gencin gelecek kaygısını ortadan kaldırmaz.
Üstelik bu durum sadece tek bir siyasi görüşe ait değil. İktidarıyla muhalefetiyle herkes zaman zaman aynı vitrin yarışının içine çekiliyor. Kimin daha iyi göründüğü, kimin daha çok alkış aldığı konuşulurken; vatandaşın asıl sorduğu soru arada kayboluyor: "Benim hayatım ne zaman değişecek?"
Toplum artık sadece iyi konuşan siyasetçi değil, söylediğini hayata geçiren siyasetçi görmek istiyor. Çünkü seçmenin hafızası eskisi kadar kısa değil. Teknoloji sayesinde verilen sözler de yapılan açıklamalar da unutulmuyor.
Siyasetin vitrine sıkışmasının bir başka sonucu da toplumdaki güven duygusunun aşınmasıdır. Her seçim döneminde büyük cümleler kuruluyor, iddialı hedefler açıklanıyor. Ancak seçim sonrasında vatandaş, günlük hayatında aynı sorunlarla karşılaşmaya devam edince, söylenen her yeni söze biraz daha mesafeli yaklaşmaya başlıyor. Güven, bir kez zedelendiğinde yeniden inşa edilmesi en zor değerlerden biridir.
Oysa siyasetin asıl gücü, etkileyici görüntüler üretmekten değil, insanların hayatında hissedilir değişiklikler oluşturabilmekten gelir. Bir üreticinin tarlasındaki maliyet azalıyorsa, bir esnaf kepengini umutla açabiliyorsa, bir genç geleceğini bu ülkede kurabileceğine inanıyorsa, işte o zaman siyaset amacına ulaşmış demektir. Bunların hiçbirini güçlü bir reklam kampanyası tek başına sağlayamaz.
Belki de yeniden şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Siyaset, alkış almak için mi yapılır, yoksa sorun çözmek için mi? Eğer ikinci seçenek hala geçerliliğini koruyorsa, vitrinden çok mutfağa bakmak gerekir. Çünkü mutfakta emek, hazırlık, hesap ve sorumluluk vardır. Vitrin ise ancak o emeğin dışarıya yansıyan yüzüdür. Sağlam bir mutfak olmadan güçlü bir vitrin kurmak mümkündür; fakat onu uzun süre ayakta tutmak mümkün değildir.
Belki de siyasetin yeniden ihtiyacı olan şey, daha gösterişli sahneler değil; daha sağlam ilkeler. Daha yüksek sesle konuşmak değil; daha tutarlı olmak. İdeolojiler değişebilir, partiler dönüşebilir, kadrolar yenilenebilir. Ama dürüstlük, liyakat, adalet ve hesap verebilirlik gibi temel değerler hiçbir dönemde modası geçen kavramlar değildir.
Vitrin ilk bakışta dikkat çeker. Ama insanı içeride tutan, dükkanın içindeki değerdir.
Siyaset de böyledir. Seçimi bazen vitrin kazandırabilir. Fakat güveni ve kalıcılığı ancak ilke kazandırır. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak budur: Görüntüden çok içeriğin, algıdan çok samimiyetin ve vitrinlerden çok fikrin konuşulduğu bir siyaset anlayışı.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: