İnsanlar artık yaşamıyor da yayın yapıyor gibi.
Sabah kahvesi, yürüyüş yolu, okunan kitap, edilen şükür, yapılan iyilik… Her şey görünür olduğu kadar değerli sayılıyor. Sanki hayatın kendisi yetmiyor da, bir de seyirci onayı gerekiyor. İşte tam burada insanın karşısına yeni çağın aynası çıkıyor: dijital ayna.
Eskiden ayna insanın yüzünü gösterirdi. Şimdi ise kim olmak istediğini, nasıl görünmek istediğini gösteriyor. İnsan artık kendine kendi gözünden bakmıyor. Takipçinin gözünden bakıyor. Bir sofraya otururken bile bazen önce ışığı düşünüyor. Bir manzaraya bakarken gerçekten etkilenmek yerine, nasıl paylaşacağını hesaplıyor.
Ve fark etmeden hayat, yaşanan bir şey olmaktan çıkıp sergilenen bir şeye dönüşüyor.
En ilginç tarafı da şu:
Herkes “doğal” görünmeye çalışıyor ama o doğallığın bile ayrı bir performansı var artık.
Köye taşınan biri düşünün. Üç video çekiyor, bir hasır şapka takıyor, iki tavuk seviyor diye “şehirden kaçıp gerçek hayatı bulan insan” ilan ediliyor. Ama o videolarda görünmeyen şeyler var. Sabahın köründe bozulan su hattı yok. Okula kilometrelerce giden çocuk yok. Hastane uzaklığı yok. Servis olmayan köyler yok. Mazot hesabı yapan çiftçi yok.
Çünkü vitrinde gerçek hayat fazla yer kaplıyor.
Bugün insanlar sadece birbirine değil, kendine karşı da performans sergiliyor. Sürekli güçlü görünmek, üretken görünmek, huzurlu görünmek zorunda hissediyor. Üzüntü bile estetik olmak zorunda artık. Yorulmak ayıp, dağılmak başarısızlık gibi sunuluyor.
O yüzden kimse gerçekten dinlenemiyor.
Çünkü vitrinde çalışan insan mesaiden çıkamaz.
Dijital ayna dediğimiz şey belki de tam olarak bu: İnsanın kendisini bile seyirlik hale getirmesi. Sürekli kendi görüntüsünü kontrol etmesi. Kendi hayatını yaşamak yerine dışarıdan nasıl göründüğünü yönetmeye çalışması.
Ama insan vitrinden ibaret değildir.
Bir insanın hakikati bazen paylaşmadığı yerde saklıdır. Ağlarken çekmediği fotoğrafta, kimsenin görmediği yorgunluğunda, sessizce ettiği mücadelede…
Belki de bu yüzden herkes birbirini görüyor ama kimse kimseyi tanımıyor artık.
Çünkü yüzümüz ortada.
Ama kendimiz giderek kayboluyoruz.
İyi haftalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: